Aile Hukukundan Doğan Yükümlülüklerin Ihlali konusu, aşağıda hukuki çerçevesi ve uygulamada önem taşıyan başlıklarıyla ele alınmaktadır.
Aile ilişkileri yalnızca eşler veya ebeveynler ile çocuklar arasındaki özel ilişkilerden ibaret değildir. Hukuk düzeni; aile bireylerinin bakım, eğitim, gözetim ve destek ihtiyaçlarının karşılanmasını da belirli ölçülerde hukuki bir yükümlülük olarak kabul eder. Bu yükümlülüklerin bilerek yerine getirilmemesi ise bazı durumlarda medeni hukuk sonuçlarının yanında ceza sorumluluğuna da yol açabilir.
Aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüğün ihlali suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu kapsamında aile düzenine karşı işlenen suçlardan biri olarak düzenlenmiştir. TCK’nın 233. madde hükmü; bakım, eğitim ve destek yükümlülüklerinin kasten ihlal edilmesini, hamile eşin veya birlikte yaşanan hamile partnerin çaresiz durumda terk edilmesini ve çocukların güvenliği ile sağlığının belirli davranışlar nedeniyle ağır biçimde tehlikeye sokulmasını cezai yaptırıma bağlamaktadır.
Düzenlemenin amacı yalnızca eşler arasındaki ekonomik dayanışmayı korumak değildir. Çocukların fiziksel, ruhsal ve ahlaki gelişiminin güvence altına alınması, hamile kadının korunması ve aile bireylerinin temel ihtiyaçlardan kasıtlı biçimde mahrum bırakılmasının önlenmesi de hükmün temel amaçları arasındadır.
Aile Hukukundan Doğan Yükümlülüklerin Aile Hukukundan Kaynaklanan Yükümlülüğün İhlali Ne Anlama Gelir?
Aile hukukundan doğan yükümlülüğün ihlali; bir kişinin kanun gereğince bakmak, desteklemek, eğitmek veya gözetmek zorunda olduğu aile bireylerine karşı bu sorumluluklarını bilerek yerine getirmemesi şeklinde ortaya çıkar. Suçun kapsamına göre mağdur eş, çocuk veya hamile kadın olabilir.
Ailenin korunmasına ilişkin temel yaklaşım Anayasa’nın 41. madde düzenlemesinde de görülmektedir. Medeni hukuk eşlerin ve ebeveynlerin birbirlerine karşı yükümlülüklerini belirlerken, ceza hukuku bu yükümlülüklerin belirli ağırlıktaki kasıtlı ihlallerine yaptırım öngörmektedir.
Burada korunan hukuki değer yalnızca aile birliğinin devamı değildir. Aile bireylerinin ekonomik dayanışma içerisinde yaşayabilmeleri, çocukların sağlıklı biçimde yetiştirilmeleri ve bakıma muhtaç kişilerin kasıtlı olarak desteksiz bırakılmamaları da korunmaktadır.
Uygulamada suç özellikle eşler arasında ciddi geçimsizlik yaşandığı, tarafların fiilen ayrıldığı veya boşanma sürecine girdiği dönemlerde gündeme gelebilmektedir. Bununla birlikte suçun oluşması için mutlaka boşanma davası bulunması ya da eşlerin ayrı evlerde yaşaması gerekmez. Aynı konutta yaşamaya devam eden bir kişinin de aile bireylerine karşı bakım ve destek yükümlülüklerini kasıtlı biçimde yerine getirmemesi mümkündür.
TCK 233 Suçunun Oluşması İçin Aranan Unsurlar
Her ceza soruşturmasında olduğu gibi aile hukukundan doğan yükümlülüklerin ihlalinde de yalnızca bir aile içi uyuşmazlığın bulunması yeterli değildir. Fiilin kanundaki suç tanımına uygun olması ve failin gerekli manevi unsurla hareket etmesi gerekir.
Yükümlülüğün Fiilen Yerine Getirilmemesi
Suçun maddi yönünü, aile hukukunun kişiye yüklediği bakım, eğitim, destek veya gözetim görevlerinin yerine getirilmemesi oluşturur. Bu nedenle düzenleme büyük ölçüde ihmali nitelik taşır. Failden belirli bir olumlu davranış beklenmesine rağmen kişi bu davranışı bilerek gerçekleştirmez.
Örneğin ekonomik imkânı bulunan bir ebeveynin çocuğun temel ihtiyaçlarını karşılamaktan bilinçli biçimde kaçınması veya eşin aile giderlerine hiçbir şekilde katkı sağlamaması somut olayın koşullarına göre bu kapsamda değerlendirilebilir.
Kastın Bulunması Gerekir
Her yükümlülüğün yerine getirilememesi suç anlamına gelmez. Failin yükümlülüğünü bilerek ve isteyerek ihlal etmesi gerekir. İrade dışı ekonomik imkânsızlıklar ile kasıtlı davranışlar bu noktada birbirinden ayrılır.
Örneğin işini kaybetmesi nedeniyle gelir elde edemeyen ve bu sebeple çocuklarının bazı giderlerini karşılayamayan kişinin durumu ile maddi gücü bulunduğu halde sırf eşini veya çocuklarını zor durumda bırakmak amacıyla destek vermeyen kişinin durumu aynı değildir. Yargılama sırasında failin ekonomik koşulları ve ödeme gücü de kastın belirlenmesi bakımından araştırılabilir.
Fail ve Mağdur Kim Olabilir?
Suçun faili, aile hukuku bakımından belirli bir bakım veya destek yükümlülüğü bulunan eş, anne ya da baba olabilir. Mağdur ise somut fıkraya göre eş, çocuk veya hamile partnerdir. TCK 233 içerisinde farklı davranışlar ayrı ayrı düzenlendiğinden, hangi fıkranın uygulanacağı olayın özelliklerine göre belirlenir.
TCK 233 Kapsamında Düzenlenen Üç Farklı Suç Tipi
5237 sayılı Kanun kapsamında yer alan düzenleme tek bir davranış biçiminden oluşmamaktadır. TCK 233 içerisinde üç farklı ihlal şekli bulunmaktadır. Bunlardan herhangi birinin koşullarının oluşması halinde ilgili fıkra kapsamında ceza sorumluluğu gündeme gelebilir.
Bakım, Eğitim veya Destek Yükümlülüğünün İhlali
TCK 233/1 kapsamında aile hukukundan kaynaklanan bakım, eğitim veya destek olma yükümlülüğünün kasten yerine getirilmemesi yaptırıma bağlanmıştır. Bu suç şikayete bağlıdır ve fail hakkında 1 yıla kadar hapis cezası öngörülmektedir.
Eşlerin evlilik birliğinin giderlerine güçleri oranında katılması, birbirlerine destek olması ve müşterek çocukların bakım ve eğitimine ilişkin sorumlulukları yerine getirmesi gerekir. Bu yükümlülüklerin ağır ve kasıtlı biçimde ihlal edilmesi ceza hukukunun müdahalesini gündeme getirebilir.
- Ailenin temel gıda, barınma veya kıyafet ihtiyaçlarını ödeme gücü bulunduğu halde kasıtlı olarak karşılamamak,
- Çocuğun eğitim ihtiyaçlarını bilinçli biçimde karşılamaktan kaçınmak,
- Eş veya çocukların temel yaşam giderlerine hiçbir şekilde katkı sağlamayarak onları ekonomik açıdan çaresiz bırakmak,
- Bakım ve gözetim sorumluluklarını bilinçli olarak üstlenmemek
bu suç kapsamında değerlendirilebilecek davranışlara örnek olarak gösterilebilir.
Aynı Evde Yaşamak Suçun Oluşmasını Engeller mi?
TCK 233/1 açısından failin ortak konutu terk etmiş olması şart değildir. Eşler aynı evde yaşamaya devam ederken de bakım ve destek yükümlülüğü ihlal edilebilir. Örneğin ekonomik imkânı bulunmasına rağmen ev kirasını, faturaları veya mutfak giderlerini sırf diğer aile bireylerini mağdur etmek amacıyla karşılamayan kişinin davranışı değerlendirme konusu yapılabilir.
Dolayısıyla fiziksel olarak aynı konutta bulunmak, kişinin aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirdiğini tek başına göstermez.
Teşebbüs Sorunu
Bakım ve destek yükümlülüğünün yerine getirilmemesi ihmali nitelikte olduğundan, suç bakımından teşebbüsün uygulanması kural olarak mümkün görülmemektedir. Yükümlülüğün ihlal edildiği koşullar gerçekleşmişse suç tamamlanır; gerekli ihlal meydana gelmemişse tamamlanmış suçtan söz edilemez.
Hamile Eşi veya Birlikte Yaşanan Hamile Kadını Terk Etme
TCK 233/2, hamile kadının özel koşullarını dikkate alan ayrı bir düzenlemedir. Hamile olduğunu bildiği eşini veya sürekli birlikte yaşadığı ve kendisinden hamile olduğunu bildiği kadını çaresiz durumda terk eden kişinin 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılması öngörülmektedir.
Bu suç açısından resmi nikâhın bulunması zorunlu değildir. Sürekli birlikte yaşadığı kadının kendisinden hamile olduğunu bilen kişinin onu çaresiz durumda bırakması da hükmün kapsamına girebilir.
Suçun oluşması için iki husus özellikle önem taşır. Fail hamileliği bilmelidir ve kadın gerçekten çaresiz durumda bırakılmalıdır. Çaresizlik yalnızca para verilmemesi olarak anlaşılmamalıdır. Hamilelik süresince gerekli barınma, sağlık hizmetlerine ulaşma veya temel destek imkânlarından mahrum bırakılma gibi koşullar da somut olayda dikkate alınabilir.
Bu fıkra şikayete tabi değildir. Yetkili makamların suçtan haberdar olması durumunda soruşturma re’sen yürütülebilir.
Çocuğun Güvenlik, Sağlık ve Ahlakının Ağır Şekilde Tehlikeye Sokulması
TCK 233/3 ise ebeveynin belirli yaşam biçimleri ve davranışları sonucunda çocuğun bakımını ihmal etmesini ve çocuğu ağır tehlikeyle karşı karşıya bırakmasını düzenler.
Bu kapsamda özellikle itiyadi sarhoşluk, uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanımı ile onur kırıcı ve haysiyetsiz davranışlar önem taşır. Ancak davranışın yalnızca gerçekleşmiş olması yeterli değildir. Bunun sonucunda çocukların bakımı ve gözetiminde ciddi bir eksiklik meydana gelmeli; güvenlikleri, sağlıkları veya ahlaki gelişimleri ağır biçimde tehlikeye düşmelidir.
Örneğin sürekli sarhoş olarak eve gelen, çocukların yaşadığı ortamı uyuşturucu kullanılan bir alana dönüştüren veya onları tehlikeli ortamlara sokan ebeveynin davranışı bu kapsamda değerlendirilebilir.
Velayetin Kaldırılmış Olması Sorumluluğu Ortadan Kaldırmaz
TCK 233/3 bakımından önemli düzenlemelerden biri de velayet hakkıyla ilgilidir. Ebeveynin velayet hakkı daha önce mahkeme kararıyla kaldırılmış olsa dahi hüküm uygulanabilir. Velayetin kaldırılması, anne veya babaya çocuğun güvenliğini ve sağlığını tehlikeye sokma konusunda serbestlik sağlamaz.
Bu fıkra da şikayete bağlı değildir ve koşullarının öğrenilmesi halinde soruşturma kendiliğinden yürütülür.
TCK 233 ile Terk Suçu Arasındaki Fark
Aile yükümlülüğünün ihlali, uygulamada sıklıkla TCK’nın 97. madde hükmünde düzenlenen terk suçuyla karıştırılmaktadır. İki suç arasındaki temel fark, mağdurun hangi şartlarda bırakıldığı ve failin davranışının niteliğidir.
Terk suçunda mağdurun yaşı veya hastalığı nedeniyle kendisini idare edemeyecek durumda bulunması ve koruma yükümlülüğü altındaki kişi tarafından kendi haline terk edilmesi gerekir. Buradaki “kendi haline terk”, mağdurun failin korumasından fiilen çıkarılması ve yardım almasının ciddi biçimde tehlikeye sokulması anlamına gelir.
Çocuğun yetişkin bir akrabaya, hastaneye veya bakım sağlayabilecek başka bir kişiye bırakılması halinde olayın koşullarına göre TCK 97’nin aradığı kendi haline terk unsurunun gerçekleşmediği kabul edilebilir. Ancak fail buna rağmen çocuğuna karşı bakım ve destek görevini tamamen reddetmişse TCK 233 yönünden ayrıca değerlendirme yapılması gerekir.
Bu ayrım özellikle Yargıtay kararlarında önem kazanmaktadır. Çocuğun başka bir kişiye bırakılmış olması, failin aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüklerini otomatik olarak sona erdirmez.
TCK 233 ile Nafaka Ödememe Arasındaki Ayrım
Aileye maddi destek sağlanmaması, İcra ve İflas Kanunu’nun 344. madde hükmünde yer alan nafaka yükümlülüğüne aykırılık ile de karıştırılabilmektedir. Ancak iki düzenlemenin koşulları ve yaptırımları farklıdır.
Mahkeme tarafından hükmedilmiş bir nafakanın icra sürecine rağmen haklı bir mazeret bulunmaksızın ödenmemesi halinde İİK 344 kapsamında 3 aya kadar tazyik hapsi söz konusu olabilir. Tazyik hapsinin amacı klasik anlamda cezalandırmadan ziyade borçluyu yükümlülüğünü yerine getirmeye zorlamaktır. Nafaka borcu ödendiğinde kişi serbest bırakılır ve bu yaptırım adli sicil kaydına klasik bir mahkumiyet olarak işlenmez.
TCK 233 bakımından ise kesinleşmiş bir nafaka kararının bulunması şart değildir. Evlilik devam ederken veya eşler fiilen ayrı yaşamaya başlamışken, aile bireylerinin temel giderlerine kasıtlı biçimde katkı sağlanmaması da şartları varsa suç oluşturabilir.
Dolayısıyla mahkeme kararına bağlı nafaka borcunun ödenmemesi ile aile hukukundan doğan genel bakım ve destek yükümlülüğünün kasten ihlal edilmesi birbirinden ayrı hukuki değerlendirmelere tabidir.
Ceza Sorumluluğunun Boşanma Davasına Etkisi
Aile hukukundan doğan yükümlülüklerin ihlali yalnızca ceza yargılamasında sonuç doğurmaz. Aynı davranışlar boşanma davasında kusur, nafaka ve tazminat değerlendirmelerinde de önem taşıyabilir.
Eşini veya çocuklarını maddi ve manevi açıdan desteklemeyen, aile giderlerine bilerek katılmayan veya evlilik birliğinin kendisine yüklediği sorumluluklardan kaçınan tarafın bu davranışları boşanma yargılamasında kusur değerlendirmesine konu olabilir.
Terk Nedeniyle Boşanma ve TMK 164
Terk nedeniyle boşanmanın medeni hukuktaki dayanağı 164. madde düzenlemesidir. Eşlerden birinin evlilik birliğinden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmemek amacıyla ortak hayatı terk etmesi veya diğer eşin ortak konuta dönmesine haksız biçimde engel olması belirli şartların gerçekleşmesi halinde özel boşanma sebebi oluşturabilir.
Terk nedeniyle boşanma için ayrılığın kesintisiz biçimde en az 6 ay devam etmesi gerekir. Terk eden eşe ortak konuta dönmesi amacıyla mahkeme veya noter aracılığıyla ihtar gönderilmesi ve ihtarın ardından kanunda öngörülen dönüş süresinin beklenmesi gerekmektedir.
İhtar ayrılığın en erken dördüncü ayının sonunda gönderilebilir. Tebliğden sonra eşe ortak konuta dönmesi için iki aylık süre tanınır. Süreler tamamlanmadan terk sebebiyle boşanma davası açılamaz.
İhtarın samimi olması da önemlidir. Ortak hayatın gerçekten yeniden kurulmasının istenmesi gerekir. Ayrıca ihtar gönderilmesi önceki olayların affedildiği veya en azından hoş görüldüğü şeklinde hukuki sonuçlar doğurabileceğinden, başka boşanma sebeplerine dayanılacak durumlarda bunun etkisi ayrıca değerlendirilmelidir.
Bakım Yükümlülüğünün Nafaka Boyutu
Aile hukukunda bakım ve ekonomik destek yükümlülükleri çeşitli nafaka türleri aracılığıyla güvence altına alınmaktadır.
Tedbir Nafakası
Boşanma veya ayrılık davası sürerken eşlerden birinin veya müşterek çocukların ekonomik sıkıntıya düşmesini önlemek amacıyla tedbir nafakasına hükmedilebilir. Bu nafaka dava devam ettiği sürece geçici koruma sağlar.
İştirak Nafakası
Boşanma kararının ardından velayet kendisine verilmeyen ebeveynin çocuğun bakım, sağlık ve eğitim giderlerine ekonomik gücü oranında katılması amacıyla iştirak nafakasına hükmedilebilir. Çocuğun üstün yararı nedeniyle bu konu kamu düzeni yönü de bulunan bir yükümlülüktür.
Yoksulluk Nafakası
Boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek eş, kusuru diğer eşten daha ağır olmamak koşuluyla yoksulluk nafakası isteyebilir. Aile hukukundan kaynaklanan sorumluluklarını ciddi biçimde ihlal eden eşin davranışları kusur değerlendirmesinde önem taşıyabilir.
Mal Rejimi ve Maddi Katkılar Açısından Etkileri
Boşanmayla birlikte eşler arasındaki mal rejiminin tasfiyesi de gündeme gelebilir. Evlilik döneminde edinilen mallar bakımından katılma alacağı, bazı durumlarda ise eşlerden birinin diğer eşin mal edinimine yaptığı somut katkılar nedeniyle katkı payı alacağı tartışılabilir.
Aileye karşı ekonomik yükümlülüklerini yerine getirmeyen eşin davranışları, ceza yargılamasından bağımsız olarak boşanmanın mali sonuçları ve tazminat değerlendirmelerinde de dikkate alınabilecek bir olgu oluşturabilir.
Şikayet Süresi ve Soruşturma Usulü
TCK 233 kapsamındaki her suç aynı soruşturma usulüne tabi değildir. TCK 233/1 bakım, eğitim ve destek yükümlülüğünün ihlali suçu şikayete bağlıdır.
Şikayet hakkına sahip kişinin faili ve fiili öğrenmesinden itibaren 6 ay içinde kolluk makamlarına veya Cumhuriyet Başsavcılığına başvurması gerekir. Bu süre hak düşürücü niteliktedir. Şikayetten vazgeçilmesi halinde de şikayete bağlı suç yönünden dava düşebilir.
Hamile kadının terk edilmesini düzenleyen TCK 233/2 ile çocuğun güvenlik veya sağlığını ağır şekilde tehlikeye sokan TCK 233/3 ise şikayete bağlı değildir. Savcılık suçtan haberdar olduğunda mağdurun ayrıca şikayette bulunmasını beklemeden soruşturma başlatabilir.
Uzlaştırma Uygulanır mı?
Şikayete tabi olan TCK 233/1, uzlaştırma hükümlerinin uygulanabileceği suçlardan biridir. Soruşturma aşamasında dosya uzlaştırma prosedürüne gönderilebilir ve tarafların anlaşması sağlanmaya çalışılır.
Tarafların uzlaşması halinde soruşturma kovuşturmaya geçilmeden sonuçlanabilir. Uzlaşmanın sağlanamaması durumunda ise diğer şartlar mevcutsa iddianame düzenlenerek ceza davasına geçilir.
TCK 233/2 ve TCK 233/3 şikayete tabi olmadıkları için bu suçlarda uzlaştırma hükümleri uygulanmaz.
Görevli ve Yetkili Mahkeme
Aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüğün ihlali suçuna ilişkin davalarda görevli mahkeme Asliye Ceza Mahkemesidir. Davanın hangi yerde görüleceği ise genel olarak suçun işlendiği yere göre belirlenir.
Eşlerin farklı yerlerde yaşadığı olaylarda bakım veya destek yükümlülüğünden mahrum kalınan yer de suçun işlendiği yer bakımından değerlendirmeye konu olabilir.
Dava Zamanaşımı
TCK 233 kapsamındaki suçlarda ceza üst sınırına göre genel dava zamanaşımı süresi 8 yıllık süredir. Suç tarihinden itibaren 8 yıl geçmesi halinde zamanaşımı koşullarına göre ceza soruşturması veya kovuşturması sürdürülemez.
Şikayete bağlı olan birinci fıkra açısından 6 aydır şeklinde ifade edilen şikayet süresi ile 8 yıldır olarak uygulanan genel dava zamanaşımı birbirinden farklıdır. Şikayet süresinin geçirilmesi, zamanaşımı henüz dolmamış olsa bile şikayete bağlı suç bakımından ayrıca hak kaybına yol açabilir.
TCK 233 Suçunun Cezası
Kanundaki yaptırım hangi fıkranın uygulandığına göre değişmektedir:
- TCK 233/1 kapsamında 1 yıl sınırına kadar hapis cezası öngörülür.
- TCK 233/2 kapsamında ceza 3 aydan 1 yıla kadar hapistir.
- TCK 233/3 kapsamında da 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezası öngörülmektedir.
Bu suçlardan verilen hapis cezalarının süreleri nedeniyle somut olayın koşullarına göre hükmün açıklanmasının geri bırakılması, hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi veya cezanın ertelenmesi gibi kurumlar gündeme gelebilir.
Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması
Gerekli kanuni koşulların oluşması halinde mahkeme hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verebilir. Bu durumda fail 5 yıllık denetim sürecine tabi tutulabilir. Denetim süresinin koşullara uygun tamamlanması halinde dava bakımından buna bağlı hukuki sonuçlar ortaya çıkar.
Adli Para Cezasına Çevirme ve Erteleme
Kısa süreli hapis cezalarının kanuni koşullar mevcutsa adli para cezasına çevrilmesi mümkün olabilir. Ayrıca failin geçmişi, yeniden suç işleme ihtimali ve diğer koşullar değerlendirilerek hapis cezasının ertelenmesine de karar verilebilir.
Yargıtay Kararlarında TCK 233 Uygulaması
Yargıtay kararları özellikle TCK 233 ile terk suçunun birbirinden ayrılması, bakım yükümlülüğünün kapsamının belirlenmesi ve ebeveyn davranışlarının hangi durumlarda ceza sorumluluğuna yol açacağının açıklanması bakımından önemlidir.
Hastanede Akrabaya Bırakılan Bebek
Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 2015/39358 sayılı kararına konu olayda, evlilik dışı ilişki sonucunda doğum yapan anne bebeğini hastanede kız kardeşine bırakmış ve daha sonra geri almamıştır. Yerel mahkeme terk suçundan mahkumiyet kararı vermiştir.
Yargıtay ise bebeğin yetişkin bir akrabaya teslim edilmiş olması nedeniyle TCK 97 kapsamında aranan “kendi haline terk” unsurunun gerçekleşmediğini değerlendirmiştir. Buna karşılık annenin bakım ve destek sorumluluğunu yerine getirmemesi nedeniyle fiilin TCK 233 kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirterek kararı bozmuştur.
Çocuğu Bakıcıya Bırakıp Uzun Süre İlgilenmemek
Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 2015/33097 sayılı kararında anne, bebeğini ücretli bir bakıcıya bırakmış, başlangıçta masrafları karşılamış ve ziyaret etmiş ancak daha sonra çocukla ilgilenmemiştir.
Çocuğun güvenli bir bakıcı yanında bulunması terk suçunun oluşmasını engellese de annenin devam eden ilgisizliği bakım yükümlülüğünün ihlali kapsamında değerlendirilmiştir. Kararda ayrıca anne ile çocuk arasında menfaat çatışması bulunduğundan çocuğa temsil kayyımı atanması veya zorunlu vekil görevlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.
Ekonomik İmkân Bulunduğu Halde Aileye Destek Vermemek
Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 2016/10599 sayılı kararında maddi durumu iyi olmasına rağmen eşine ve müşterek çocuklarına ekonomik destek sağlamayan ve evde huzursuzluk çıkaran sanık hakkında verilen kötü muamele hükmü incelenmiştir.
Yüksek Mahkeme, ekonomik yükümlülüklerden kaçınma niteliğindeki davranışların kötü muamele yerine TCK 233/1 kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirterek yerel mahkeme kararını bozmuştur.
Çocuğun Eğitiminin Kesintiye Uğraması Araştırılmalıdır
Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 2016/10600 sayılı kararında çocuğun okula gönderilmemesi nedeniyle ebeveyn hakkında doğrudan mahkumiyet kurulması yeterli görülmemiştir. Çocuğun daha sonra eğitimine devam edip etmediğinin ve eğitim hayatının kalıcı biçimde kesintiye uğrayıp uğramadığının Milli Eğitim Bakanlığı kayıtları üzerinden araştırılması gerektiği belirtilmiştir.
Çocukların Evde Kilitli Bırakılması
Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 2015/33631 sayılı kararında, anne 11 aylık ve dört yaşındaki çocuklarını ayrı odalara kilitleyerek evden ayrılmış ve saatler sonra geri dönmüştür. Evde yiyecek bulunmadığı ve elektriğin de kesilmiş olduğu olayda yerel mahkemenin beraat kararı bozulmuştur.
Çocukların bir ev içerisinde bulunmaları nedeniyle klasik anlamda kendi haline terk unsurunun oluşmadığı kabul edilmesine rağmen, uzun süre gıdasız ve gözetimsiz bırakılmalarının bakım ve gözetim yükümlülüğünün ihlalini oluşturduğu değerlendirilmiştir.
Çocuğu Yaşlı Anneanneye Gönderip Geri Almamak
Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 2015/33630 ve 2014/30637 sayılı kararlarında velayeti annede bulunan çocuğun uzakta yaşayan 66 yaşındaki anneanneye gönderilmesi değerlendirilmiştir. Anneannenin yaşı ve sağlık durumu nedeniyle çocuğa bakamayacağını belirtmesine rağmen annenin çocuğu geri almaması, bakım yükümlülüğünün ihlali kapsamında görülmüştür.
Her Alkol Kullanımı TCK 233/3 Kapsamında Değildir
Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 2014/28373 E., 2018/18493 K. sayılı kararında, TCK 233/3 açısından zaman zaman alkol alınmasının tek başına mahkumiyet için yeterli olmadığı belirtilmiştir.
Davranışın itiyadi sarhoşluk seviyesine ulaşması ve bunun sonucunda çocuğun ahlakı, güvenliği veya sağlığının ağır biçimde tehlikeye girdiğinin somut biçimde ortaya konulması gerekir. Davranış ile ortaya çıkan tehlike arasında illiyet bağı kurulmadan hüküm verilmesi yeterli değildir.
Zorunlu Hapis Süresinde Çocuğun Başka Birine Bırakılması
Her geçici bakım değişikliği de TCK 233 kapsamında suç oluşturmaz. Çocuğun teslimine ilişkin yükümlülüğe aykırılık sebebiyle 3 günlük disiplin hapsinin infazı sırasında ebeveynin çocuğunu geçici olarak üçüncü bir kişiye bırakması örneğinde, kişinin amacı bakım sorumluluğundan sürekli biçimde kaçmak değil zorunlu infaz süresine çözüm bulmaktır.
Bu nedenle kast unsuru bulunmuyorsa yalnızca çocuğun kısa süreliğine başka bir kişiye bırakılması aile yükümlülüğünün ihlali suçunu meydana getirmez.
TCK 233 Bakımından Değerlendirmede Nelere Dikkat Edilir?
Aile içindeki her ekonomik sorun veya her ebeveynlik eksikliği ceza suçu değildir. Somut olayın özellikleri bütün olarak ele alınmalıdır. Özellikle failin yükümlülüğünün bulunup bulunmadığı, bu yükümlülüğü yerine getirme imkânına sahip olup olmadığı, davranışın bilinçli şekilde sürdürülüp sürdürülmediği ve mağdurun bundan ne şekilde etkilendiği araştırılmalıdır.
Bu nedenle ekonomik güçlük nedeniyle ortaya çıkan geçici ödeme sorunlarıyla, ödeme gücü bulunmasına rağmen aileyi cezalandırmak veya mağdur etmek amacıyla sürdürülen kasıtlı ilgisizlik birbirinden ayrılmalıdır.
Aynı şekilde çocuğun geçici olarak bir yakına bırakılması ile ebeveynin çocuğun bakım sorumluluğunu tamamen reddetmesi de aynı hukuki sonucu doğurmaz. TCK 233 değerlendirmesinde davranışın süresi, amacı ve sonuçları önem taşır.
Sık Sorulan Sorular
Evi terk edip eşine ve çocuklarına para vermeyen kişi hakkında şikayetçi olunabilir mi?
Koşulları oluşmuşsa evet. Ortak konuttan ayrılan ve ekonomik gücü bulunduğu halde eşine veya çocuklarına karşı bakım, eğitim ve destek yükümlülüklerini bilinçli biçimde yerine getirmeyen kişi hakkında TCK 233/1 kapsamında şikayette bulunulabilir. Bununla birlikte yalnızca evden ayrılmış olmak tek başına suç için yeterli değildir; yükümlülüğün kasıtlı ihlali araştırılır.
Aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüğün ihlali uzlaştırmaya tabi midir?
TCK 233/1 kapsamındaki bakım, eğitim ve destek yükümlülüğünün ihlali şikayete tabi olduğundan uzlaştırma hükümleri uygulanabilir. Hamile kadının terk edilmesini düzenleyen TCK 233/2 ile çocuğun güvenlik ve sağlığının tehlikeye sokulmasına ilişkin TCK 233/3 ise şikayete tabi olmadığından uzlaştırma kapsamında değildir.
Suçun oluşması için mutlaka ortak evin terk edilmesi gerekir mi?
Hayır. Taraflar aynı evde yaşamaya devam ederken de suç meydana gelebilir. Failin aile giderlerine katılmaması, eşini veya çocuklarını temel destekten bilerek yoksun bırakması ve gerekli diğer koşulların gerçekleşmesi halinde TCK 233/1 uygulanabilir.
Nafaka borcunun ödenmemesi doğrudan TCK 233 suçu mudur?
Mahkeme kararına dayalı nafaka borcunun ödenmemesi ile TCK 233 aynı düzenleme değildir. Nafaka kararının icra sürecinde ödenmemesi İİK 344 kapsamında 3 aya kadar tazyik hapsini gündeme getirebilir. TCK 233 açısından ise bir nafaka kararının varlığı zorunlu değildir; aile hukukundan doğan genel bakım ve destek yükümlülüğünün kasıtlı ihlali esas alınır.
Şikayet süresi ne kadardır?
TCK 233/1 bakımından failin ve fiilin öğrenilmesinden itibaren 6 ay içinde şikayette bulunulması gerekir. TCK 233/2 ve TCK 233/3 ise re’sen soruşturulur.
Dava zamanaşımı ne kadardır?
TCK 233 kapsamındaki suçlar açısından genel dava zamanaşımı 8 yıl olarak uygulanmaktadır. Şikayete tabi birinci fıkra yönünden ise ayrıca 6 ay olan şikayet süresine dikkat edilmelidir.
Velayeti kaldırılan anne veya baba TCK 233/3 kapsamında sorumlu tutulabilir mi?
Evet. Velayet hakkının mahkeme kararıyla kaldırılmış olması TCK 233/3 kapsamındaki cezai sorumluluğu kendiliğinden sona erdirmez. Ebeveynin davranışları nedeniyle çocuğun sağlığı, güvenliği veya ahlakı ağır tehlikeye sokuluyorsa suçun diğer unsurları da mevcut olmak şartıyla sorumluluk doğabilir.
Resmi nikâh bulunmayan hamile partnerin terk edilmesi suç oluşturabilir mi?
Evet. TCK 233/2 bakımından resmi evlilik zorunlu değildir. Kişinin sürekli birlikte yaşadığı ve kendisinden hamile olduğunu bildiği kadını çaresiz durumda terk etmesi halinde 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezası gündeme gelebilir.
Genel Değerlendirme
Aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüğün ihlali suçu, aile bireyleri arasındaki bakım ve dayanışma sorumluluğunu yalnızca medeni hukuk düzeyinde bırakmayan bir düzenlemedir. TCK 233; eşin ve çocukların temel destekten kasten mahrum bırakılması, hamile kadının çaresiz durumda terk edilmesi ve ebeveyn davranışları nedeniyle çocukların güvenliğinin ağır biçimde tehlikeye düşürülmesi gibi durumlara cezai sonuç bağlamaktadır.
Uygulamada en önemli noktalardan biri, fiziksel terk ile bakım yükümlülüğünün ihlalinin birbirinden ayrılmasıdır. TCK’nın 97. madde hükmünde düzenlenen terk suçunda kişinin kendi haline bırakılması önem taşırken, TCK 233 bakımından mağdur başka bir kişinin yanında bulunsa veya taraflar aynı evde yaşamaya devam etse bile bakım ve destek yükümlülüğünün kasıtlı ihlali söz konusu olabilir.
Nafaka borcunun ödenmemesine ilişkin İİK 344 ile TCK 233 de birbirinden farklıdır. İlki mahkeme kararına dayalı nafaka borcunun icra sürecindeki ihlalini konu alırken, ikincisi aile hukukundan doğan daha geniş bakım, eğitim ve destek sorumluluklarını korumaktadır. Bu nedenle somut olayın hangi düzenleme kapsamına girdiği dikkatle belirlenmelidir.
TCK 233/1 yönünden 6 ay olan şikayet süresinin kaçırılmaması önem taşır. TCK 233/2 ve TCK 233/3 açısından ise suçun soruşturulması şikayete bağlı değildir. Genel dava zamanaşımının 8 yıllık olması, şikayete bağlı suçlarda ayrıca altı aylık başvuru süresinin bulunduğu gerçeğini değiştirmez.
Sonuç olarak aile bireylerinin temel yaşam ihtiyaçlarından, eğitimden veya gerekli gözetimden bilinçli biçimde mahrum bırakılması yalnızca boşanma ve nafaka uyuşmazlığı olarak görülmemelidir. Olayın niteliğine göre TCK 233 kapsamında ceza soruşturması da gündeme gelebilir. Buna karşılık ekonomik imkânsızlık, geçici zorunluluklar veya kastın bulunmadığı durumlar aynı kapsamda değerlendirilmemelidir. Suçun oluşup oluşmadığı; failin yükümlülüğü, ekonomik ve fiili imkânları, davranışın sürekliliği ve mağdur üzerindeki sonuçları birlikte incelenerek belirlenir.
Not: Kaynakta yer alan “233/. madde” ibaresi de korunmuş veri niteliğindedir; hukuki değerlendirmede esas alınan düzenleme TCK 233 ve ilgili fıkralarıdır.