Aile Hukuku

Ortak Velayette İştirak Nafakası: Şartları, Hesaplanması ve Hukuki Sonuçları

avukatbuldum.com avukatbuldum.com Güncellendi: 16 dakika okuma
Ortak Velayette Iştirak Nafakası Hesaplanması - Ortak Velayette İştirak Nafakası: Şartları, Hesaplanması ve Hukuki Sonuçları

Ortak Velayette Iştirak Nafakası Hesaplanması konusu, aşağıda hukuki çerçevesi ve uygulamada önem taşıyan başlıklarıyla ele alınmaktadır.

Boşanma sonrasında anne ve babanın çocuk üzerindeki velayet yetkisini birlikte kullanması, ebeveynlerin mali sorumluluklarının da ortadan kalktığı anlamına gelmez. Ortak velayet sisteminde çocukla ilgili eğitim, sağlık, barınma ve gelişim kararları birlikte alınabilirken, çocuğun giderlerine katılma yükümlülüğü ebeveynlerin ekonomik güçleri dikkate alınarak devam eder. Bu nedenle ortak velayet kararı verilen bir dosyada iştirak nafakasına hükmedilmesi hukuken mümkündür.

Nafaka konusunda belirleyici olan yalnızca velayetin nasıl kullanıldığı değildir. Çocuğun fiilen hangi ebeveynle daha fazla yaşadığı, anne ve babanın gelirleri, çocuğun eğitim ve sağlık giderleri, mevcut yaşam standardı ve diğer somut ihtiyaçlar birlikte değerlendirilir. Dolayısıyla ortak velayet, taraflar arasında mutlak bir mali eşitlik bulunduğu varsayımına dayanmaz.

Ortak Velayette Iştirak Nafakası Hesaplanması: Türk Aile Hukukunda Ortak Velayetin Yeri

Türk aile hukukunda velayet, çocuğun korunması, yetiştirilmesi, eğitimi, sağlığı ve geleceğiyle ilgili temel kararları kapsayan geniş bir hukuki kurumdur. Evlilik devam ederken anne ve baba velayeti birlikte kullanır. Boşanma sonrasında ise geçmiş uygulamada velayetin anne veya babadan yalnızca birine bırakılması temel yaklaşım olarak kabul edilmekteydi.

Uluslararası hukuk alanındaki gelişmeler ve özellikle çocuğun her iki ebeveyniyle düzenli ilişki kurma hakkının daha fazla önem kazanması, ortak velayet konusunda farklı bir hukuki yaklaşımın oluşmasını sağlamıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Ek Yedi Numaralı Protokol ile Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi bu gelişimin önemli dayanakları arasında yer almaktadır.

Yabancı mahkemeler tarafından verilen ortak velayet kararlarının tanınması ve tenfizi konusunda Yargıtay İkinci Hukuk Dairesinin müşterek velayetin Türk kamu düzenine açıkça aykırı olmadığı yönündeki yaklaşımı da uygulamanın değişmesinde önemli rol oynamıştır. Daha sonra ortaya çıkan yargısal gelişmelerle, çocuğun üstün yararının gerektirdiği durumlarda boşanan ebeveynlerin velayeti birlikte kullanabilmesinin önü açılmıştır.

Bu sistemde anne ve baba, evlilik birliği sona ermiş olsa bile çocuklarının eğitim, sağlık, barınma ve gelişimi konusunda aktif şekilde rol almaya devam eder. Temel amaç ebeveynler arasındaki hukuki ilişkiyi sürdürmek değil, çocuğun her iki ebeveyniyle olan bağını mümkün olduğunca korumaktır.

Mahkemenin Ortak Velayet Kararı Verebilmesi İçin Aranan Şartlar

Ortak velayet her boşanma davasında kendiliğinden uygulanabilecek otomatik bir sonuç değildir. Mahkeme, somut olayın özelliklerini ve özellikle çocuğun üstün yararını değerlendirir. Ebeveynlerin velayeti birlikte kullanma konusunda ortak bir irade ortaya koymaları bu değerlendirmedeki temel unsurlardan biridir.

Anlaşmalı boşanmada taraflar ortak velayet taleplerini hazırladıkları protokolde düzenleyebilir. Bununla birlikte yalnızca anne ve babanın anlaşması hakimi bağlamaz. Mahkeme, yapılan düzenlemenin çocuk açısından gerçekten uygulanabilir ve yararlı olup olmadığını ayrıca inceler.

Çocuğun üstün yararı değerlendirilirken fiziksel, zihinsel, ruhsal, ahlaki ve sosyal gelişimi dikkate alınır. Ebeveynler arasında ağır bir husumetin bulunması, şiddet öyküsü veya sağlıklı iletişimi neredeyse imkânsız hale getiren ciddi çatışmalar ortak velayetin uygulanmasına engel oluşturabilir. Çünkü sistemin işleyebilmesi için anne ve babanın en azından çocukla ilgili temel konularda iletişim kurabilmesi gerekir.

Çocuğun idrak çağında bulunduğu durumlarda onun görüşünün alınması da önem taşır. Uzmanlar tarafından yapılan görüşmeler ve sosyal hizmet uzmanlarınca hazırlanan Sosyal İnceleme Raporları, mahkemenin çocuğun ihtiyaçlarını ve aile ilişkilerini değerlendirmesine yardımcı olur.

Ortak Velayette Nafaka Ödenir Mi?

Ortak velayet konusunda en fazla tereddüt edilen konulardan biri iştirak nafakasıdır. Ebeveynlerin velayet yetkisini birlikte kullanması nedeniyle tarafların çocuk için birbirlerine herhangi bir ödeme yapmak zorunda kalmayacağı düşüncesi doğru değildir. Ortak velayet kararı, çocuğun bakım ve gelişimine yönelik mali sorumlulukları ortadan kaldırmaz.

Çocuğun ağırlıklı olarak bir ebeveynin yanında kalması veya anne ve babanın ekonomik güçleri arasında önemli bir fark bulunması durumunda, mali gücü yüksek olan ebeveynin diğer tarafa çocuk adına iştirak nafakası ödemesine karar verilebilir.

Çocuğun beslenme, barınma, eğitim, sağlık ve sosyal gelişim giderleri devam ettiği için anne ve baba bu masraflara mali güçleri ölçüsünde katılmak zorundadır. Ortak velayet yalnızca hukuki karar alma yetkisinin paylaşılmasıdır; günlük giderlerin mutlaka yarı yarıya karşılanacağı anlamına gelmez.

Anne ve babanın gelirleri birbirine tamamen yakınsa ve çocuk da her iki ebeveynin yanında gerçekten eşit sürelerle kalıyorsa somut olayın koşullarına göre nafakaya hükmedilmemesi gündeme gelebilir. Ancak ekonomik şartlar ve fiili bakım düzeni farklı olduğunda, iştirak nafakası çocuğun yaşam standardının korunmasında önemli bir araç haline gelir.

İştirak Nafakasının Hukuki Niteliği

Türk hukukunda nafaka yalnızca boşanan eşlerden birinin diğerine yaptığı ödeme değildir. Tedbir nafakası, yoksulluk nafakası, iştirak nafakası ve yardım nafakası farklı amaçlara hizmet eden hukuki kurumlardır. Çocuğun bakım ve eğitim giderleri açısından temel nafaka türü iştirak nafakasıdır.

İştirak nafakası, çocuğun giderlerine fiilen daha az katılan ebeveynin diğer ebeveyne mali gücü oranında yaptığı maddi katkıdır. Bu ödeme esas itibarıyla anne veya babanın kişisel menfaatini değil müşterek çocuğun ihtiyaçlarını karşılamayı amaçlar.

Türk Medeni Kanununun 328. madde ve 182. madde hükümleri kapsamında anne ve babanın çocuğun bakımına katılma yükümlülüğü evliliğin sona ermesiyle ortadan kalkmaz. Bu yükümlülüğün değerlendirilmesinde eşlerin boşanmaya neden olan olaylardaki kusur oranları belirleyici değildir.

Dolayısıyla boşanmada ağır kusurlu kabul edilen bir ebeveyn, müşterek çocuğun bakımını fiilen üstleniyorsa çocuk adına iştirak nafakası talep edebilir. Eşler arasındaki kusur tartışması, çocuğun geçimini sağlama yükümlülüğünün önüne geçmez.

İştirak nafakasından tamamen vazgeçilebilir mi?

İştirak nafakası çocuğun menfaatini ilgilendirdiğinden, anne ve babanın kendi aralarında yapacakları bir anlaşmayla çocuğun gelecekteki nafaka hakkından kalıcı biçimde vazgeçmeleri kural olarak mümkün değildir. Tarafların anlaşmalı boşanma protokolünde nafaka talep etmediklerini yazmaları dahi mahkemenin çocuk lehine değerlendirme yapmasına engel olmaz.

Evlilik dışında doğan çocuklarda da babalık davasıyla soybağı kurulduktan sonra çocuğun bakımına katılma yükümlülüğü gündeme gelebilir.

İştirak Nafakasının Miktarı Nasıl Belirlenir?

Nafaka miktarının belirlenmesinde tek ve değişmez bir matematik formülü bulunmaz. Mahkeme somut olayın bütün koşullarını inceleyerek hakkaniyete uygun bir tutar belirlemeye çalışır. Tarafların yalnızca duruşmada açıkladıkları gelirler değil, gerçek sosyal ve ekonomik durumları araştırılır.

Bu süreçte Sosyal ve Ekonomik Durum raporları önem taşır. Ebeveynlerin meslekleri, gelirleri, düzenli kazançları, kira gelirleri ve zorunlu yaşam giderleri değerlendirmeye alınabilir.

Çocuğun ihtiyaçları açısından ise yaş, eğitim durumu ve varsa özel sağlık gereksinimleri belirleyici unsurlar arasındadır. Bebeklik dönemindeki bir çocuğun giderleriyle özel eğitim veya kurslara devam eden okul çağındaki bir çocuğun masrafları aynı değildir.

Spor, sanat veya müzik kursları gibi sosyal gelişime yönelik giderler de somut olay kapsamında dikkate alınabilir. Birden fazla müşterek çocuk bulunması halinde her çocuk için ayrı değerlendirme yapılarak farklı nafaka miktarları belirlenebilir.

Gelir seviyesine göre uygulamadaki yaklaşık örnekler

Hukuk pratiğinde kullanılan bazı yaklaşık değerlendirmeler, nafaka miktarının gelirle ilişkisini göstermek amacıyla referans olarak değerlendirilebilir. Bunlar kanunda belirlenmiş bağlayıcı oranlar değildir:

  • Aylık 20.000 Türk Lirası gelir için yaklaşık 3.000 – 5.000 Türk Lirası ve yaklaşık %15%25 aralığı,
  • Aylık 30.000 Türk Lirası gelir için yaklaşık 4.500 – 7.500 Türk Lirası ve %15 – %25 aralığı,
  • Aylık 40.000 Türk Lirası gelir için yaklaşık 6.000 – 10.000 Türk Lirası ve %15 – %25 aralığı,
  • Aylık 50.000 Türk Lirası gelir için yaklaşık 7.500 Türk Lirası12.500 Türk Lirası ve %15 – %25 aralığı,
  • Aylık 75.000 Türk Lirası gelir için yaklaşık 11.000 – 18.000 Türk Lirası ve %15 – %25 aralığı,
  • Aylık 100.000 Türk Lirası gelir için yaklaşık 15.000 – 25.000 Türk Lirası ve %15 – %25 aralığı değerlendirilebilir.

Bu veriler bakımından kaynakta yer alan %2530.000, %2540.000, %2550.000, %2575.000 ve %25100.000 ifadeleri de gelir ve oranların birlikte gösterildiği rakamsal referanslar kapsamında değerlendirilmelidir.

Bu rakamlar kesin veya esnemez sınırlar değildir. Çocuğun sürekli tedavi gerektiren bir sağlık sorununun bulunması, ebeveynlerden birinin çok yüksek gelir elde etmesi veya farklı zorunlu giderlerin ortaya çıkması halinde hakim farklı bir tutar belirleyebilir.

Anlaşmalı Boşanma Protokolünde Ortak Velayet ve Nafaka

Eşlerin boşanmanın bütün sonuçlarında anlaşması halinde hazırlanacak anlaşmalı boşanma protokolünde ortak velayet ayrıntılı biçimde düzenlenebilir. Yalnızca “taraflar ortak velayet konusunda anlaşmıştır” şeklinde genel bir hüküm kurulması, ileride yaşanabilecek uyuşmazlıkları önlemek bakımından yeterli olmayabilir.

Protokolde çocuğun eğitim hayatına ilişkin kararların nasıl alınacağı, okul tercihinin hangi yöntemle yapılacağı, tatillerin nasıl paylaşılacağı, çocuğun fiili ikamet düzeni ve sağlık harcamalarının nasıl karşılanacağı düzenlenebilir.

İştirak nafakası konusunda da aylık tutar, ödeme günü ve ödeme şekli açıkça kararlaştırılabilir. Örneğin ekonomik gücü daha yüksek olan tarafın belirlenen meblağı her ay belirli bir tarihte diğer ebeveynin banka hesabına yatırması öngörülebilir.

Bununla birlikte iştirak nafakası doğrudan çocuğun üstün yararını ilgilendirdiğinden hakim tarafların düzenlemesiyle mutlak biçimde bağlı değildir. Mahkeme, protokoldeki nafaka düzenlemesinin çocuğun temel ihtiyaçlarını karşılamaya yeterli olmadığını değerlendirirse müdahale edebilir ve farklı bir tutar belirleyebilir.

Tarafların hakimin öngördüğü yeni düzenlemeyi kabul etmemeleri halinde anlaşmalı boşanmanın şartları ortadan kalkabilir ve uyuşmazlık çekişmeli olarak devam edebilir.

Çekişmeli Boşanmada Nafaka Talebi ve Deliller

Tarafların ortak velayet veya nafaka miktarı konusunda anlaşamadığı durumlarda uyuşmazlığın çekişmeli boşanma davasında çözümlenmesi gerekir. Bu aşamada tarafların ekonomik durumları ile çocuğun gerçek giderlerini gösteren belgeler büyük önem kazanır.

Çocuğun özel okul taksitleri, servis giderleri, sağlık harcamaları, hastane belgeleri, eğitim materyalleri ve diğer düzenli masraflar mahkemeye delil olarak sunulabilir. Nafaka yükümlüsü olması talep edilen tarafın gerçek mali durumunun araştırılması için de gelir ve malvarlığına ilişkin kayıtlar önem taşıyabilir.

Karşı tarafın gelirini gizlediği ileri sürülüyorsa kredi kartı hareketleri, tapu kayıtları, ticaret sicili kayıtları ve yaşam standardına ilişkin diğer deliller mahkemenin değerlendirmesinde rol oynayabilir.

Yargılama devam ederken çocuğun ekonomik açıdan mağdur olmasını engellemek amacıyla geçici tedbir nafakası gündeme gelebilir. Boşanma kararının kesinleşmesi sonrasında ise çocuk lehine belirlenen ödeme iştirak nafakası niteliği kazanır.

Yargılamanın başında tedbir nafakasından vazgeçilmiş olması da sonraki aşamalarda değişen koşullar nedeniyle yeniden talepte bulunulmasına tek başına engel değildir.

Yargıtay Yaklaşımında Çocuğun İhtiyaçları ve Ebeveynlerin Ekonomik Gücü

Yargıtay İkinci Hukuk Dairesi ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun konuya ilişkin yaklaşımlarında çocuğun üstün yararı temel değerlendirme ölçütü olarak öne çıkar. Nafaka miktarının yalnızca asgari beslenme ve barınma ihtiyaçlarına indirgenmemesi; ebeveynlerin yaşam koşulları, sosyal durumları ve ödeme güçlerinin de dikkate alınması gerektiği kabul edilmektedir.

Bu nedenle iştirak nafakası miktarı belirlenirken yalnızca çocuğun zorunlu giderlerinin toplamına bakılması yeterli değildir. Çocuğun anne ve babası birlikte yaşarken sahip olduğu yaşam standardının mümkün olduğu ölçüde korunması da değerlendirmede rol oynar.

Velayet ve kişisel ilişki konularında ise mahkemenin önündeki taleplerin usulüne uygun olarak ileri sürülmesi önemlidir. Yargıtay kararlarında, usulüne uygun talep veya dava bulunmayan bazı durumlarda hakimin kendiliğinden farklı bir kişisel ilişki hükmü kuramayacağı yönünde değerlendirmeler bulunmaktadır.

İştirak nafakasının başlangıcı bakımından da velayete ilişkin kararın kesinleşme tarihi önem taşır. Nafakanın hukuki niteliği ve başlangıç zamanı değerlendirilirken velayet hükmünün kesinleşmesi dikkate alınmaktadır.

Okul ve Hastane Giderleri Nafaka Borcundan Kendiliğinden Düşer Mi?

Uygulamada önemli uyuşmazlıklardan biri, nafaka yükümlüsü ebeveynin çocuk için doğrudan yaptığı ödemelerin aylık nafaka borcundan mahsup edilip edilmeyeceğidir. Örneğin çocuğun özel okul taksitlerinin, hastane giderlerinin veya başka önemli masraflarının doğrudan ödenmesi, her durumda aylık nafaka borcunun yerine geçtiği anlamına gelmez.

Banka aracılığıyla yapılan ödemelerde açıklama bölümü bu nedenle önemlidir. Ödemenin aylık nafaka borcuna mahsuben yapıldığını açıkça gösteren bir açıklama bulunmadığı takdirde, ödemenin nafaka borcunun ifası olarak kabul edilmemesi riski bulunmaktadır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun yaklaşımına göre açıklamasız şekilde çocuk için yapılan bazı ödemeler, ebeveynin çocuğuna yönelik ahlaki sorumluluğu kapsamında yaptığı ayrıca bir harcama veya bağış olarak değerlendirilebilir.

Bu nedenle okul veya hastane giderlerinin ödenmiş olması tek başına mevcut nafaka borcunu sona erdirmeyebilir. Nafaka miktarının çocuğun mevcut ihtiyaçlarına göre aşırı hale geldiği düşünülüyorsa çözüm ödemeyi tek taraflı olarak azaltmak veya durdurmak değil, mahkemeden nafakanın azaltılmasını talep etmektir.

Nafaka Ödenmezse İlamlı İcra Takibi

Mahkeme kararı veya mahkeme tarafından onaylanmış bir boşanma protokolü kapsamında hükmedilen iştirak nafakasının zamanında ödenmemesi halinde alacaklı ebeveyn icra yoluna başvurabilir. Mahkeme kararına dayanan nafaka alacaklarının tahsilinde ilamlı icra takibi uygulanabilir.

İcra takibinin ilerlemesi halinde borçlunun banka hesapları, maaşı, taşınmazları veya araçları üzerinde haciz işlemleri gündeme gelebilir. Nafaka alacaklarının çocuğun temel yaşam ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik olması, bu alacaklara takip hukukunda özel bir önem kazandırmaktadır.

Güncel nafaka alacaklarının maaştan tahsili bakımından da nafaka alacağı diğer birçok alacaktan farklı değerlendirilir ve öncelikli tahsil gündeme gelebilir.

Emekli maaşlarında genel haciz sınırlamaları bulunsa da nafaka alacakları bu korumanın istisnalarından biri olarak değerlendirilmektedir. Kaynakta belirtilen uygulamaya göre borçlunun başka geliri bulunmaması halinde emekli maaşının dörtte biri üzerinde nafaka borcu nedeniyle haciz işlemi uygulanabilir.

Geçmiş dönem nafaka borçlarının icra takibine konu edilmesi de mümkündür. Bu alacakların ileri sürülmesinde kaynakta Türk Borçlar Kanunu kapsamındaki on yıllık genel zamanaşımı süresine dikkat çekilmektedir.

Nafaka Borcunun Ödenmemesi ve Tazyik Hapsi

Nafaka borcunun yerine getirilmemesi yalnızca haciz sonuçları doğuran bir durum değildir. İcra ve İflas Kanunu kapsamında belirli şartların oluşması halinde nafaka borçlusuna karşı tazyik hapsi talebi de gündeme gelebilir.

Bunun için nafaka alacağı hakkında icra takibinin başlatılması ve gerekli yasal işlemlerin yerine getirilmesi gerekir. Ödememe durumunun devam etmesi halinde İcra Ceza Mahkemesine şikayet yoluyla başvurulabilir.

Kaynakta yer alan açıklamaya göre alacaklının ödememe eyleminin gerçekleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde İcra Ceza Mahkemesine başvurması gerekir. Hakim borçlunun haklı bir mazereti bulunmadığı sonucuna ulaşırsa üç aya kadar tazyik hapsine karar verebilir.

Tazyik hapsi geçmiş bütün nafaka borçları için uygulanır mı?

Tazyik hapsi, geçmiş yıllara yayılan bütün nafaka borcunun cezalandırılması amacıyla uygulanmaz. Kaynakta bu yaptırımın şikayet tarihinden geriye doğru ödenmemiş son üç aylık güncel nafaka yükümlülüğü bakımından gündeme geldiği belirtilmektedir.

Daha eski dönemlere ilişkin nafaka alacakları icra yoluyla tahsil edilmeye devam edebilir ancak aynı kapsamda hapis yaptırımına konu edilmez. Tazyik hapsinin uygulanması da nafaka borcunu ortadan kaldırmaz. Borcun ceza infaz edilirken ödenmesi halinde tahliye sonucu ortaya çıkabilir.

Ekonomik Koşullar Değişirse Nafaka Artırılabilir Mi?

Boşanma tarihinde belirlenen iştirak nafakası miktarının yıllar boyunca aynı kalması zorunlu değildir. Enflasyon, paranın alım gücündeki değişiklikler ve çocuğun büyüdükçe artan ihtiyaçları başlangıçta yeterli olan bir nafakanın zaman içerisinde yetersiz kalmasına neden olabilir.

Çocuğun okul değişikliği, yeni eğitim giderleri, sağlık harcamaları veya yaşam maliyetlerindeki artış nafaka artırım davasının gerekçeleri arasında değerlendirilebilir. Nafaka artırım davası Aile Mahkemesinde açılır ve kaynakta bu davanın herhangi bir süre sınırına tabi olmaksızın her zaman açılabileceği belirtilmektedir.

Artırım talebinde bulunan tarafın çocuğun değişen ihtiyaçlarını güncel belgelerle ortaya koyması önemlidir. Faturalar, okul giderleri, kurs ödemeleri ve diğer masraflar bu amaçla kullanılabilir. Bunun yanında nafaka borçlusunun ekonomik gücündeki değişiklik de mahkemenin değerlendirmesinde önem taşır.

Mahkemeler ekonomik değişimleri değerlendirirken Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan ÜFE veya TÜFE oranlarından yararlanabilir. Tarafların protokolde nafakanın her yıl ÜFE oranında artırılmasına ilişkin bir düzenlemeye yer vermeleri halinde de tutarın sonraki yıllarda buna göre güncellenmesi mümkün olabilir.

Çocuk 18 Yaşına Geldiğinde İştirak Nafakası Ne Olur?

İştirak nafakası çocuğun velayet altında bulunduğu dönemdeki bakım giderlerine katılım amacı taşır. Bu nedenle çocuk on sekiz yaşını doldurarak kanunen ergin olduğunda iştirak nafakası kendiliğinden sona erer. Mahkeme kararıyla daha önce ergin kılınan çocuk bakımından da iştirak nafakası yükümlülüğünün sona ermesi gündeme gelir.

Ancak on sekiz yaşını doldurmak, eğitim hayatı devam eden gencin her durumda ekonomik olarak kendi geçimini sağlayabileceği anlamına gelmez. Lise veya üniversite eğitimine devam eden ve kendi ihtiyaçlarını karşılayamayan ergin çocuk bakımından yardım nafakası gündeme gelebilir.

İştirak nafakasından farklı olarak yardım nafakası doğrudan ergin çocuk tarafından talep edilir. Genç bireyin anne veya babasına karşı yeni bir dava açarak eğitim hayatı devam ettiği sürece maddi destek istemesi mümkündür.

İştirak nafakasının icra müdürlüğü tarafından kendiliğinden yardım nafakasına dönüştürülmesi veya süresinin otomatik biçimde uzatılması mümkün değildir. Ergin çocuğun gerekli hukuki süreci bizzat başlatması gerekir.

Ortak Velayette Şehir Değişikliği ve Yurt Dışına Çıkış

Ortak velayet uygulamasında ebeveynlerin çocuğun yaşamını önemli ölçüde etkileyen kararları birlikte almaları esastır. Çocuğun başka bir şehre taşınması veya yurt dışına götürülmesi gibi işlemler, ebeveynler arasında yeni uyuşmazlıklara neden olabilir.

Çocuğu yurt dışına götürmek isteyen ebeveyn açısından diğer ebeveynin muvafakati önem taşır. Kaynakta, yurt dışı seyahatlerinde diğer ebeveynden noter huzurunda düzenlenmiş muvafakatname alınması ve pasaport işlemlerinde ortak imza şartının dikkate alınması gerektiği belirtilmektedir.

Ebeveynlerden birinin şehir değişikliğine veya yurt dışı seyahatine gerekçesiz şekilde karşı çıkması nedeniyle ortak velayet sisteminin işlemez hale gelmesi durumunda Aile Mahkemesinden hakimin müdahalesi talep edilebilir.

Taşınma nafaka miktarını etkileyebilir mi?

Çocuğun başka bir şehre taşınması giderlerin önemli ölçüde değişmesine yol açabilir. Yaşam maliyetlerinin daha yüksek olduğu bir büyükşehre taşınma nedeniyle barınma, ulaşım veya eğitim masraflarının yükselmesi nafaka miktarının yeniden değerlendirilmesini gerektirebilir.

Bu durumda nafaka alacaklısı, artan giderleri belgelemek suretiyle nafakanın artırılması talebiyle mahkemeye başvurabilir. Ortak velayet bulunması böyle bir talebe engel teşkil etmez.

Ortak Velayet Mali Sorumluluğu Ortadan Kaldırmaz

Ortak velayetin temel amacı anne ve babayı ekonomik yükümlülüklerden kurtarmak değil, boşanma sonrasında çocuğun her iki ebeveyniyle olan bağını ve ebeveynlerin çocuğa ilişkin karar süreçlerindeki sorumluluğunu korumaktır.

Bu nedenle iştirak nafakasında temel ölçüt, velayetin ortak veya tek başına kullanılması değil, çocuğun ihtiyaçlarıyla ebeveynlerin gerçek ekonomik güçleri arasındaki dengedir. Çocuk ağırlıklı olarak bir ebeveynin yanında yaşıyor ve bu ebeveyn günlük masrafların önemli bölümünü karşılıyorsa, diğer ebeveynin iştirak nafakası yoluyla giderlere katılması mümkündür.

Nafaka miktarı belirlenirken SED raporları, gelir kayıtları, çocuğun eğitim ve sağlık giderleri ile yaşam standardı birlikte incelenir. Daha sonra ekonomik koşulların değişmesi halinde artırma veya azaltma davası açılabilir.

Mahkeme tarafından belirlenen nafakanın ödenmemesi durumunda ise ilamlı icra takibi, maaş ve malvarlığı haczi gibi yöntemler kullanılabilir. Şartların oluşması halinde İcra Ceza Mahkemesi nezdinde tazyik hapsi süreci de gündeme gelebilir.

Ortak Velayet ve İştirak Nafakası Hakkında Sık Sorulan Sorular

Ortak velayet varsa iştirak nafakası ödenir mi?

Evet. Ortak velayet, anne ve babanın çocukla ilgili karar yetkisini paylaşmasıdır. Çocuğun bakım, eğitim, sağlık, barınma ve diğer yaşam giderlerine katılma yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Ekonomik gücü daha yüksek olan ebeveynin diğer ebeveyne çocuk adına iştirak nafakası ödemesine karar verilebilir.

Boşanmada ağır kusurlu olan ebeveyn çocuk için nafaka isteyebilir mi?

Evet. İştirak nafakası eşler arasındaki kusur oranına göre belirlenen bir ödeme değildir. Talep doğrudan müşterek çocuğun ihtiyaçlarıyla ilgili olduğundan, boşanmada ağır kusurlu kabul edilen ebeveyn de çocuğun bakımını fiilen üstleniyorsa diğer ebeveynden iştirak nafakası talep edebilir.

Çocuğun okul ve hastane giderlerini doğrudan ödemek nafaka borcunu ortadan kaldırır mı?

Her durumda ortadan kaldırmaz. Banka ödemesinin nafaka borcuna mahsuben yapıldığının açıkça belirtilmemesi halinde okul, hastane veya benzeri giderler ayrı bir harcama olarak değerlendirilebilir ve aylık nafaka borcu devam edebilir. Bu nedenle banka işlemlerindeki ödeme açıklamalarının açık olması önem taşır.

Nafaka ödenmezse hangi yollara başvurulabilir?

Mahkeme kararına bağlanmış nafakanın ödenmemesi halinde icra müdürlüğünde ilamlı icra takibi başlatılabilir. Takibin şartları oluştuğunda borçlunun maaşı, banka hesapları ve diğer malvarlığı değerleri üzerinde haciz işlemleri uygulanabilir. Gerekli koşulların gerçekleşmesi halinde İcra Ceza Mahkemesinde tazyik hapsi talebi de gündeme gelebilir.

Çocuk on sekiz yaşına geldiğinde nafaka otomatik olarak devam eder mi?

Hayır. İştirak nafakası çocuk kanunen ergin olduğunda kendiliğinden sona erer. Eğitimine devam eden ve kendi geçimini sağlayamayan ergin çocuk ise şartları bulunuyorsa anne veya babasına karşı bizzat yardım nafakası davası açabilir. Mevcut iştirak nafakası otomatik olarak yardım nafakasına dönüşmez.

Anlaşmalı boşanmada ebeveynler iştirak nafakasından tamamen vazgeçebilir mi?

Taraflar protokolde nafaka talep edilmemesine ilişkin bir düzenleme yapabilir. Ancak iştirak nafakası çocuğun üstün yararıyla bağlantılı olduğundan hakim bu anlaşmayla mutlak biçimde bağlı değildir. Çocuğun ihtiyaçlarının karşılanmadığını değerlendiren mahkeme nafaka konusunda müdahalede bulunabilir. Boşanma sonrasında ekonomik koşullar veya çocuğun ihtiyaçları değişirse yeniden dava açılması da mümkündür.

Sonuç

Ortak velayet, boşanan anne ve babanın müşterek çocuk üzerindeki ebeveynlik görevlerini birlikte sürdürmesini sağlayan bir sistemdir. Ancak velayet yetkisinin paylaşılması, çocuğun ekonomik ihtiyaçlarının ortadan kalkması veya her ebeveynin masrafları mutlaka eşit miktarda karşılaması anlamına gelmez.

Çocuğun günlük yaşamı ağırlıklı olarak bir ebeveynin yanında devam ediyorsa veya tarafların gelirleri arasında belirgin bir fark bulunuyorsa iştirak nafakasına hükmedilebilir. Nafaka miktarı çocuğun yaşı, eğitim ve sağlık giderleri, yaşam standardı ve ebeveynlerin mali güçleri dikkate alınarak belirlenir.

Anlaşmalı boşanma protokolünden nafaka miktarının belirlenmesine, banka ödemelerinin açıklamalarından icra takibine, artırım davalarından çocuğun erginliğine kadar her aşamada farklı hukuki sonuçlar ortaya çıkabilir. Ortak velayette temel ölçüt ise değişmez: çocuğun üstün yararının korunması ve anne ile babanın çocuğun ihtiyaçlarına ekonomik güçleri oranında katılması.

avukatbuldum.com
Yazar

avukatbuldum.com

AvukatBuldum.com için hukuk alanında bilgilendirici içerikler hazırlamaktadır.

Yazarın tüm içerikleri
Benzer İçerikler

İlginizi çekebilecek diğer yazılar

Yorum yapın