Aile Hukuku

Boşanma Sürecinde Çocuğun Geleceği ve Velayet Davalarının Temel Esasları

avukatbuldum.com avukatbuldum.com 14 dakika okuma
Boşanma Sürecinde Çocuğun Geleceği Velayet - Boşanma Sürecinde Çocuğun Geleceği ve Velayet Davalarının Temel Esasları

Boşanma Sürecinde Çocuğun Geleceği Velayet konusu, aşağıda hukuki çerçevesi ve uygulamada önem taşıyan başlıklarıyla ele alınmaktadır.

Evlilik birliğinin hukuki olarak sona erdirilmesi aşaması, tarafların hayatında karşılaşabileceği en yorucu ve sarsıcı deneyimlerin başında gelmektedir. Temelinden sarsılan evlilik bağını koparma kararı alan çiftlerin en büyük endişe kaynağı, şüphesiz ki ortak çocukların geleceğidir. Yargı mercilerinde sıkça gündeme gelen çocukların kimin yanında kalacağı meselesi, çok sayıda hukuki, psikolojik ve sosyal parametrenin aynı anda değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır. Türk hukuk sistemi, anne ve babaların kişisel isteklerini değil, doğrudan çocuğun bedensel, zihinsel ve ahlaki gelişimini merkeze alan bir yaklaşım benimser.

Mahkemelerin hükme bağlayacağı kararlar, katı ve değişmez formüllere dayanmamaktadır; aksine her somut olayın kendine has dinamiklerine göre şekillenmektedir. Geleceğin teminatı olan çocukların ruhsal bütünlüklerinin korunması, kanun koyucunun en öncelikli hevidir. Yargılama sürecinin teknik ve karmaşık yapısı göz önüne alındığında, hak kayıpları yaşamamak adına profesyonel hukuki destek almak hayati önem taşır. Doğru adımlarla ilerlemek davanın akıbetini doğrudan etkileyebilmektedir.

Boşanma Sürecinde Çocuğun Geleceği Türk Medeni Kanunu Kapsamında Velayet Kavramı ve Çocuğun Üstün Yararı

Evlilik birliğinin devam ettiği süre boyunca anne ve baba, velayet hakkını müşterek ve eşit bir biçimde kullanır. Ancak boşanma davasının açılmasıyla birlikte bu ortak kullanım sona erer ve mahkemenin yürüteceği kapsamlı bir inceleme evresi başlar. Velayet; çocuğun bakımını üstlenme, eğitimini planlama, resmi mercilerde temsil etme ve malvarlığını yönetme gibi geniş hak ve yükümlülükleri barındırır.

Hukuk sistemimizde bu kararların temel dayanağı, çocuğun üstün yararı ilkesidir. Uluslararası sözleşmeler ve ulusal mevzuatımız gereğince mahkemeler karar verirken anne veya babayı cezalandırma yahut ödüllendirme amacı gütmez. Hakim; çocuğun fiziksel, psikolojik ve sosyal gereksinimlerini en üst düzeyde karşılayacak ebeveyni tespit etmekle yükümlüdür. Verilen tüm kararlar, çocuğun güvenli ve sağlıklı bir geleceğe adım atmasını sağlamak amacıyla alınır.

Bu derinlemesine değerlendirme icra edilirken tarafların sosyoekonomik durumları, eğitim seviyeleri, yaşam pratikleri ve çocukla kurdukları duygusal bağ titizlikle incelenir. Çocuğun alışageldiği sosyal çevrenin, mevcut okul düzeninin ve yaşam standartlarının korunması da yargılamada mühim bir yer tutar. Maddi olanakların tek başına belirleyici olmadığı bu süreçte, çocuğa sunulacak sevgi, şefkat ve güven ortamı çok daha ağır basmaktadır. Tarafların maddi imkanları çocuğun masraflarını karşılamak adına önemli olsa da, psikolojik destek eksikliği hallerinde bu maddi gücün tek başına bir kıymeti kalmamaktadır. Aile mahkemelerinde yürütülen bu hassas süreçte uzman bir hukukçu ile hareket etmek, çocuğun bu dönemi en az hasarla atlatmasına büyük katkı sağlar.

Yaş Gruplarına Göre Çocukların Hangi Ebeveyne Verileceği

Mahkemeler karar aşamasında çocuğun içinde bulunduğu yaş dönemini en kritik ölçütlerden biri olarak kabul eder. Her yaş grubunun kendine özgü fiziksel ve ruhsal gereksinimleri mevcuttur. Sıfır ile üç yaş arasındaki çocukların mutlak surette anne bakımına ve şefkatine muhtaç olduğu yasal bir karine olarak kabul edilmektedir. Bu yaş aralığındaki çocukların anne sütü alma ihtiyaçları ve anneyle kurdukları yaşamsal bağ sebebiyle, annenin maddi durumu velayeti almasına doğrudan engel teşkil etmez.

Annenin ağır psikolojik rahatsızlığı veya hayati tehlike yaratacak durumları gibi istisnai haller haricinde bu kural neredeyse kesindir. Bebeklik dönemindeki çocukların anneden ayrılması yargı pratiğinde tercih edilmeyen bir durumdur.

Bununla birlikte üç ile altı yaş aralığındaki çocuklarda da annenin şefkatine olan gereksinimin devam ettiği genel bir ilke olarak kabul görmektedir. Ancak bu dönemde mutlak bir kuraldan ziyade güçlü bir karineden söz etmek mümkündür. Anne çocuğun bakımından acizse veya çocuğa zarar verebilecek bir yaşam tarzı benimsiyorsa, hakim babanın sunduğu imkanları değerlendirerek istisnai de olsa velayeti babaya verebilmektedir.

Altı ile on iki yaş aralığı ise çocuğun okul çağına adım attığı, sosyalleştiği ve eğitim gereksinimlerinin ön plana çıktığı oldukça mühim bir dönemdir. Bu aşamada mahkeme ebeveynlerin çocuğa sunabileceği eğitim imkanlarını, maddi ve manevi destekleri derinlemesine inceler. Çocuğun sosyal hayatının kesintiye uğramaması bu dönemde büyük bir titizlikle ele alınır.

On iki yaş ve üzerindeki çocuklar ise hukuk sistemimizde idrak çağı olarak adlandırılan döneme girmiş kabul edilir. İdrak çağındaki bir çocuk; kendi ihtiyaçlarını, isteklerini ve hangi ebeveynle birlikte yaşamak arzusunda olduğunu mantıklı bir çerçevede ifade edebilecek olgunluğa erişmiştir. Yargıtay içtihatlarına göre, idrak çağındaki çocukların görüşleri alınmadan ve bu beyanlar irdelenmeden hüküm kurulması usule aykırıdır. Mahkeme, çocuğun beyanının ebeveyn baskısı altında kalmaksızın özgür iradesiyle verilip verilmediğini tespit eder ve çocuğun tercihi kendi üstün yararıyla çelişmiyorsa genellikle bu talebe uygun karar verir.

Kız Çocuklarının Psikolojik Gelişimi ve Yargı Pratiğindeki Yaklaşım

Toplumda en çok merak edilen hususların başında, çocuğun cinsiyetinin mahkeme kararlarına etki edip etmediği gelmektedir. Özellikle kız çocuklarının durumu ekseninde şekillenen uyuşmazlıklarda cinsiyet faktörü göz ardı edilemeyecek bir inceleme konusudur.

Yargıtay içtihatları; küçük yaştaki kız çocuklarının cinsel kimliklerini sağlıklı bir biçimde geliştirebilmeleri ve ergenlik döneminin getirdiği fiziksel ile ruhsal değişimleri güvenle atlatabilmeleri için annenin rehberliğine ve desteğine daha fazla ihtiyaç duyduklarını kabul etmektedir. Yargıtay’ın yerleşik emsal kararlarında, kız çocuğunun cinsel kimlik gelişimi bakımından annenin yanında kalmasının onun üstün yararına daha uygun olduğu açıkça vurgulanmıştır. Nitekim anne figürünün rol model olması, kız çocuğunun duygusal ve bedensel gelişimi açısından kritik bir öneme sahiptir.

Toplumsal dinamikler de göz önüne alındığında mahkemeler, kız çocuklarının anne gözetimi altında büyümesine hassasiyet göstermektedir. Buna karşın bu durum, babaların hiçbir biçimde hukuki hak kazanamayacağı anlamına kesinlikle gelmemektedir. Ergenlik döneminde baba figürünün de kız çocuğunun kişisel gelişiminde, dış dünyayla kuracağı güven ilişkisinde ve akademik hayatında son derece mühim bir rolü bulunmaktadır. Hukuk sistemimiz anneye tanınan bu önceliği sarsılmaz bir kural olarak değil, kuvvetli bir başlangıç noktası olarak ele almaktadır. Eğer annenin mevcut yaşam koşulları kız çocuğunun fiziksel ya da ahlaki gelişimini tehdit ediyorsa, mahkeme bu önceliği ortadan kaldırarak babayı tercih edebilmektedir. Çocuğun menfaati söz konusu olduğunda cinsiyete dayalı kabuller yerini somut delillere ve uzman raporlarına bırakmaktadır.

Velayetin Babaya Verilmesini Gerektiren İstisnai Durumlar

Kural olarak küçük yaştaki çocukların annede kalması eğilimi yaygın olsa da babanın haklı görüldüğü çok sayıda Yargıtay emsal kararı mevcuttur. Babanın bu hakkı elde edebilmesi için öncelikle annenin ebeveynlik görevlerini ağır biçimde ihmal ettiğinin veya çocuğa zarar verdiğinin kanıtlanması şarttır.

Annenin ağır psikolojik rahatsızlıklarının bulunması, akıl sağlığının yerinde olmaması veya fiil ehliyetini yitirmesi hallerinde çocuğun güvenliği tehlike altında olacağından haklar doğrudan babaya verilebilmektedir. Bunun yanı sıra annenin uyuşturucu veya alkol bağımlısı olması, çocuğun temel ihtiyaçlarını karşılayamayacak ölçüde kontrolünü yitirmesi de babaya geçiş için kesin ve haklı gerekçeler arasında yer almaktadır. Kanun koyucu, çocuğun sağlıklı bir çevrede büyümesini güvence altına almak adına bu tür riskli ortamlara derhal müdahale etmektedir. Hukuki sürecin titizlikle yürütülmesi bu aşamada hayati değer taşır.

Yargıtay kararları bu hususta yol gösterici niteliktedir. Örneğin emzirme dönemindeki küçük çocuğun durumu incelendiğinde, çocuğun anne şefkatine ve bakımına olan mutlak ihtiyacı ısrarla vurgulanmıştır. Başka bir kararda ise idrak çağındaki çocuğun görüşünün alınmaması usule aykırı bulunarak bozma sebebi sayılmıştır.

Kardeşlerin birbirinden ayrılmaması ilkesi de Yargıtay tarafından sıklıkla dile getirilmektedir. Birden fazla kardeşin farklı ebeveynlere verilmesi çocukların duygusal gelişimine zarar vereceğinden, mahkemeler kardeşleri aynı ebeveynde toplamaya özen göstermektedir. Şiddet uygulayan bir ebeveynin durumu ise oldukça nettir; annenin çocuklara karşı fiziksel şiddet uygulaması halinde çocuğun üstün yararı açıkça tehlikeye atıldığı için velayet derhal babaya devredilmektedir. Babanın daha iyi imkanlar sunması tek başına yetmemekte, aynı zamanda annenin yetersizliğinin hukuki yollarla ispatı aranmaktadır.

Annenin Çalışmaması veya Yeniden Evlenmesi Durumlarının Etkileri

Hukuki süreçlerde sıklıkla karşılaşılan yanılgılardan biri de çalışmayan, geliri olmayan veya işsiz olan annenin dava sürecinde dezavantajlı duruma düşeceği inancıdır. Oysa mahkemeler karar verirken ekonomik gücü tek ve mutlak ölçüt olarak değerlendirmemektedir. Annenin işsiz olması durumunda dahi mahkemenin önceliği çocuğun üstün yararı olmaya devam eder.

Çocuğun sevgiye, ilgiye ve duygusal istikrara olan gereksinimi maddi olanaklardan çok daha üstün tutulmaktadır. Eğer anne çocuğun temel bakımını üstlenebilecek manevi yeterliliğe sahipse mahkeme, babanın iştirak nafakası ödemesine hükmederek çocuğun maddi ihtiyaçlarını dengelemeyi hedefler. Ekonomik zorluklar, ebeveynlik yeteneğinin bir kıstası olarak kabul edilmez. Aslolan ebeveynin çocuğun hayatında yarattığı güvenli liman hissidir.

Benzer biçimde velayeti elinde bulunduran annenin boşanma sonrasında başka biriyle yeniden evlenmesi de doğrudan iptal sebebi olarak kabul edilmemektedir. Yargıtay içtihatları, annenin yeniden evlenmesinin tek başına babaya geçiş için yeterli bir gerekçe oluşturmadığını net bir şekilde ortaya koymuştur. Ancak annenin yaptığı bu yeni evlenme neticesinde çocuğun yaşam koşullarında ciddi ve olumsuz bir değişiklik meydana gelirse durum yeniden masaya yatırılır. Örneğin annenin yeni eşinin çocuğa kötü muamelede bulunması, üvey baba ile çocuk arasında aşılamaz bir uyumsuzluk yaşanması ya da annenin yeni kurduğu hayat sebebiyle çocuğunu ihmal etmesi gibi hallerde çocuğun üstün yararı zedelenecektir. Bu gibi ihmal veya şiddet durumları ispatlandığında, babanın açacağı velayetin değiştirilmesi davası kabul edilebilir.

Sosyal İnceleme Raporunun Yargılama Sürecindeki Yeri

Aile mahkemelerinde görülen çekişmeli uyuşmazlıklarda hakimin en mühim kılavuzlarından biri kısaca SİR olarak bilinen sosyal inceleme raporudur. Hakimin, her iki tarafın da dile getirdiği iddiaların ötesine geçerek maddi gerçeği tespit edebilmesi için pedagog, psikolog veya sosyal hizmet uzmanlarından destek alması yasal bir zorunluluktur.

Kapsamlı araştırmaların yapıldığı bu süreçteki profesyonel raporlar, hakimin vicdani kanaatini oluşturmasında büyük bir işleve sahiptir. Uzmanlar sadece duruşma salonunda değil, anne ve babanın ikamet ettiği ev ortamında da ayrıntılı incelemeler yaparak çocuğun hangi koşullarda barınacağını bizzat gözlemlemektedir. Çocuğun kendine ait bir odasının bulunup bulunmadığı, yaşam alanının fiziksel yeterliliği ve ebeveynlerin psikolojik sağlamlığı raporda detaylandırılır.

Rapor kaleme alınırken anne ve babanın ebeveynlik kapasiteleri, geçmişteki tutumları, çocuğun gereksinimlerine cevap verebilme kabiliyetleri ve çocukla olan iletişimleri objektif bir biçimde analiz edilir. Mahkemenin görevlendirdiği uzman pedagog, özellikle idrak çağındaki çocukla ebeveynlerin bulunmadığı güvenli bir ortamda baş başa görüşmeler icra eder. Bu görüşmede çocuğun herhangi bir baskı yapılıp yapılmadığı veya yönlendirmede bulunulup bulunulmadığı bilimsel yöntemlerle tespit edilir. Yargıtay kararları uyarınca, anne ile bizzat görüşme yapılmaksızın tek taraflı hazırlanan raporlara dayanılarak hüküm tesis edilmesi hukuken mümkün değildir. Raporun taraflara tebliğ edilmesinin ardından, tespit edilen somut hatalara karşı iki hafta içinde resmi itiraz dilekçesi sunulabilmektedir.

Geçici Velayet Kurumu ve Davanın İşleyiş Usulü

Boşanma davaları yapısı gereği aylar, hatta bazen istinaf ve temyiz süreçleriyle birlikte yıllar sürebilen uzun hukuki maratonlardır. Bu belirsizlik döneminde çocuğun nerede ikamet edeceği, eğitimine nasıl devam edeceği ve temel ihtiyaçlarının kim tarafından karşılanacağı acil bir hukuki çözüm gerektirir. İşte bu noktada mahkemeler, çocukların psikolojik ve fiziksel bütünlüklerini korumak amacıyla geçici velayet ya da diğer adıyla tedbiren velayet kararı vermektedir.

Geçici karar, dava açıldığı andan itibaren hakimin kendiliğinden veya tarafların talebi üzerine aldığı önleyici bir hukuki tedbirdir. Mahkeme, çocuğun mevcut yaşam düzeninin, okulunun ve sosyal çevresinin en az düzeyde etkilenmesini sağlayacak biçimde dava süresince yetkiyi anneye ya da babaya bırakır. Söz konusu tedbir kararı kesin bir hüküm niteliği taşımamakta olup, dava sonuçlandığında verilecek nihai kararı bağlamaz.

Bu süre zarfında geçici hakkı elinde bulunduran ebeveyn; çocuğu yurt dışına çıkarmak veya şehir değiştirmek gibi çocuğun hayatını köklü şekilde etkileyecek konularda diğer ebeveynin onayını ya da mahkemenin iznini almak zorundadır. Şayet bu hakkı kullanan taraf çocuğa gerekli özeni göstermez, menfaatlerini ihlal eder veya diğer ebeveynle kişisel ilişki kurulmasını kötü niyetli olarak engellerse, mahkeme ara kararla yetkiyi diğer tarafa devredebilir. Hakları elinde bulundurmayan eş ise mahkemenin belirleyeceği gün ve saatlerde kişisel ilişki kurma hakkına sahiptir.

Ebeveyn Yabancılaştırma Sendromu ve Velayetin Değiştirilmesi

Mahkeme kararıyla kurulan mevcut düzenlemeler mutlak ve ömür boyu değişmez bir nitelik arz etmemektedir. Kanun koyucu, ebeveynlerin hayatlarındaki olağanüstü değişimlerin çocuğun hayatını olumsuz etkilemesinin önüne geçmek adına velayetin değiştirilmesi davası yolunu öngörmüştür. Özellikle uygulamada sıklıkla rastlanan ve Yargıtay tarafından da velayetin kötüye kullanılması olarak kabul edilen en ağır ihlallerden biri ebeveyn yabancılaşma sendromudur.

Yetkiyi elinde bulunduran ebeveynin müşterek çocuğu diğer ebeveyne karşı sistematik olarak kışkırtması, zihnini bulandırması ve haklı bir hukuki gerekçe olmaksızın görüşme günlerini ihlal etmesi çok ciddi bir yaptırım sebebidir. Yargıtay içtihatları, çocuğu diğer ebeveyne göstermeyen tarafın dürüstlük kuralına aykırı davrandığını ve bu durumun doğrudan değiştirme davası için güçlü bir haklı gerekçe oluşturduğunu açıkça belirtmektedir. Değiştirme davasının açılabilmesi için kanunda öngörülen herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süre bulunmamaktadır. Çocuğun menfaati tehlikede olduğu sürece yetkili aile mahkemelerine her zaman başvurulabilir.

Anlaşmalı Davalarda Ortak Velayet Uygulaması

Geleneksel Türk aile hukuku sisteminde boşanma sonrasında çocukların yönetiminin taraflardan yalnızca birine verilmesi temel esas olarak kabul edilmekteydi. Ancak değişen uluslararası hukuki normlar ve modern toplumsal ihtiyaçlar doğrultusunda ortak velayet kurumu hukukumuzda giderek daha fazla uygulama alanı bulmaktadır.

Bu modern uygulama; anne ve babanın boşandıktan sonra dahi çocuğun bakım, eğitim, sağlık ve yasal temsil gibi hususlarında birlikte karar almalarını ifade eder. Sistem, ebeveynlerin çocuk üzerindeki hak ve yükümlülüklerini eşit olarak paylaşmalarını öngörmektedir. Lakin mahkemenin bu doğrultuda karar verebilmesi için öncelikle eşlerin bu konuda tam bir mutabakat içinde olmaları, güçlü bir iletişim becerisine sahip bulunmaları ve anlaşmalı boşanma protokolünde durumu detaylıca kaleme almaları gerekmektedir.

Çekişmeli ve iletişim kopukluğunun hakim olduğu dosyalarda bu kararın uygulanması mümkün olmamaktadır. Söz konusu uygulamada çocuğun fiilen nerede yaşayacağı, eğitim masraflarının nasıl paylaşılacağı ve sağlık süreçlerinin nasıl yönetileceği protokola net bir şekilde yazılmalıdır. Hakim, taraflar anlaşmış olsa dahi protokolün çocuğun huzurunu sarsacağını tespit ederse talebi reddederek yetkiyi tek bir tarafa verebilmektedir.

Tanık Beyanları ve Sosyal Medya Paylaşımlarının Delil Niteliği

Aile hukuku uyuşmazlıklarının çözümü yalnızca uzman pedagog raporlarıyla sınırlı kalmamaktadır. İspat hukuku kuralları çerçevesinde tanık beyanları da davanın en temel dayanaklarını oluşturmaktadır. Yargıtay içtihatlarına göre mahkemede taraflar iddialarını kanıtlamak için tanık deliline dayanmışsa, mahkeme hakimi yalnızca dosyaya giren sosyal inceleme raporuna bakarak hüküm kuramaz. Hakimin tanıkları duruşmada bizzat dinlemesi ve beyanlar ile uzman bulgularını bir bütün olarak değerlendirmesi yasal bir mecburiyettir.

Günümüz dijital çağında uyuşmazlıklar çözülürken sosyal medya paylaşımları da çok mühim somut deliller arasında yer almaktadır. Eşlerin kamuya açık dijital mecralarda gerçekleştirdikleri paylaşımlar; maddi durumun tespiti, gizlenen gelirler, marjinal yaşam tarzı eğilimleri, alkol veya madde kullanımı gibi hususların ispatında sıklıkla kullanılmaktadır. Yargıtay kararları uyarınca hukuka uygun yollardan elde edilmiş sosyal medya kayıtları mahkemeye sunulabilmektedir. Ancak bu dijital verilerin özel hayatın gizliliğini ihlal etmeyecek şekilde elde edilmiş olması hukuki geçerlilikleri açısından zorunludur.

Sonuç olarak müşterek çocukların hayatını doğrudan etkileyen bu süreçler, katı ve değişmez yasal kurallara değil esnek, olay bazlı ve daima çocuğun yüksek menfaatini korumaya yönelik dinamik bir sisteme dayanmaktadır. Bu zorlu süreçte yapılacak en küçük usuli hata telafisi imkansız zararlara yol açabileceğinden, sürecin uzman bir hukukçu rehberliğinde yürütülmesi büyük önem taşımaktadır.

Sık Sorulan Sorular

Boşanmada kız çocuğunun velayeti kesin olarak anneye mi verilir?
Kanunlarımızda kız çocuklarının doğrudan ve kesin olarak anneye verileceğine dair mutlak bir kural bulunmamaktadır. Yasalarımıza göre asıl olan çocuğun fiziksel ve psikolojik üstün yararıdır. Ancak özellikle emzirme dönemindeki küçük bebeklerde ve cinsel kimlik gelişimi çağındaki kız çocuklarında annenin şefkat, ilgi ve rehberliğine duyulan yoğun ihtiyaç sebebiyle kararın anne lehine verilmesi yönünde oldukça güçlü bir yargısal eğilim vardır. Bununla birlikte annenin çocuğu ihmal edeceği, istismar edeceği veya psikolojik tehlikeye atacağı somut delillerle ispat edilirse karar babanın lehine verilir.

Çocuğum mahkeme huzurunda benimle yaşamak istediğini söylerse karar lehimde mi çıkar?
Çocuğunuz on iki yaş ve üzerinde ise hukuk sistemimize göre idrak çağında bulunmaktadır. Bu durumda mahkeme çocuğun fikrini dinlemek zorundadır. Çocuğun duruşmada veya uzman pedagog eşliğinde sizinle yaşamak istediğini beyan etmesi davanın seyri açısından çok etkilidir. Fakat hakim bu beyanın diğer ebeveynin kışkırtması veya baskısı sonucu verilip verilmediğini titizlikle inceleyecektir. Talep çocuğun ahlaki ve akademik gelişimi ile çelişmiyorsa genellikle kabul edilmektedir.

Çalışmıyor olmam veya gelirim olmaması davayı kaybetmeme neden olur mu?
Mevcut ekonomik durumunuz ve işsizlik davayı tek başına belirleyen mutlak bir kıstas değildir. Mahkeme çocuğun sıcak bir aile yuvasına, samimi sevgiye ve manevi bakıma olan ihtiyacını maddi imkanlardan daha üstün tutmaktadır. Maddi eksiklikler çocuğun giderlerine katılma amacıyla diğer ebeveynden yasal yollarla talep edilecek iştirak nafakası yoluyla dengelenebilmektedir. Dolayısıyla hukuki destekle sürecin doğru yönetilmesi halinde sadece işsiz olmanız hakkınızı kaybetmeniz için yeterli bir zemin oluşturmaz.

Eski eşim yeniden evlenirse dava açıp çocuğun velayetini geri alabilir miyim?
Eski eşinizin kendi hayatını kurarak başka bir şahısla yeniden resmi evlilik yapması tek başına yeni bir dava açmak için yeterli bir hukuki sebep olarak kabul görmemektedir. Yargıtay bu konudaki tutumunu netleştirmiştir. Ancak eski eşinizin kurduğu bu yeni evlilik düzeni çocuğun psikolojisini derinden bozuyorsa, yeni eş çocuğa kötü muamelede bulunuyorsa ya da çocuk ihmal ediliyorsa bu olumsuzluklar kanıtlanarak değiştirme davası başarıyla açılabilir.

Eski eşim çocuğu görmeme engel oluyor bu durumda ne yapabilirim?
Çocuğu hukuka aykırı olarak diğer ebeveyne göstermemek ve çocuğu ona karşı kışkırtmak ebeveyn yabancılaştırma sendromu olarak kabul edilir ve velayetin kötüye kullanılması anlamına gelir. Bu eylem Yargıtay kararlarına göre velayetin değiştirilmesi için çok güçlü bir sebeptir. Bu ihlal karşısında derhal bir dava açarak haklarınızı talep edebilir ve çocuğunuzun sizinle yaşamasını sağlayabilirsiniz.

Anlaşmalı boşanmada velayeti ortak kullanmamız mümkün mü?
Evet, hukukumuzda yapılan uluslararası güncel düzenlemeler neticesinde anlaşmalı dosyalarda ortak yetki kullanımı yasal olarak mümkündür. Bunun gerçekleşebilmesi için eşlerin çocuğun eğitim masrafları, sağlık durumu, barınma şartları ve hukuki süreçleri hakkında hiçbir çekince olmadan eksiksiz bir mutabakata varmaları gerekmektedir. Taraflar bu kararı hazırlayacakları protokole açıkça yazmalıdır ve hakim bu protokolü onaylamalıdır.

avukatbuldum.com
Yazar

avukatbuldum.com

AvukatBuldum.com için hukuk alanında bilgilendirici içerikler hazırlamaktadır.

Yazarın tüm içerikleri
Benzer İçerikler

İlginizi çekebilecek diğer yazılar

Yorum yapın