Borçlunun, mevcut borcunu ödememek veya alacaklının cebri icra yoluyla alacağına ulaşmasını zorlaştırmak amacıyla malvarlığını azaltan işlemler yapması halinde alacaklı açısından tasarrufun iptali davası gündeme gelebilir. Tasarrufun iptali davası nedir ve şartları nelerdir sorusunun cevabı, borçlu ile alacaklı arasında gerçek bir borç ilişkisinin bulunmasına, borçlu hakkında başlatılan takibin kesinleşmesine, iptali istenen işlemin borcun doğumundan sonra yapılmasına ve alacaklının aciz vesikasına sahip olmasına bağlıdır.
Bu dava, borçlunun yaptığı hukuki işlemi herkes bakımından tamamen geçersiz hale getiren klasik bir tapu iptal davası değildir. Amaç, alacaklının borçlu tarafından elden çıkarılmış mal veya hak üzerinde cebri icra yoluyla haciz ve satış yapabilmesini sağlamaktır. Bu nedenle tasarrufun iptali davası, alacaklının tahsil imkânını koruyan özel bir dava türüdür.
Tasarrufun İptali Davası Nedir ve Şartları Nelerdir?
Tasarrufun iptali davası, borçlunun alacaklıdan mal kaçırma sonucunu doğuran bazı tasarruflarının alacaklı yönünden etkisiz hale getirilmesini amaçlayan davadır. İcra ve İflas Kanunu’nda 277 ve devamındaki hükümler kapsamında düzenlenen bu dava, borçlunun yaptığı işlemin hukuken geçerli olduğu kabul edilerek, buna rağmen alacaklının o mal üzerinde cebri icra yetkisini kullanabilmesini sağlar.
Davanın açılabilmesi için temel olarak şu şartların bulunması gerekir:
- Alacaklı ile borçlu arasında gerçek ve hukuken geçerli bir borç ilişkisinin bulunması,
- Borçlu hakkında başlatılmış icra takibinin kesinleşmiş olması,
- İptali istenen tasarrufun borcun doğumundan sonra yapılmış olması,
- Alacaklının elinde geçici veya kesin aciz vesikasının bulunması ya da bu belgenin yargılama sırasında sunulması,
- Dava konusu işlemin İcra ve İflas Kanunu kapsamında iptale tabi tasarruflardan biri olması,
- Davanın kanunda öngörülen hak düşürücü süre içerisinde açılması.
Bu şartlardan birinin bulunmaması davanın reddedilmesine veya yargılamanın uzamasına yol açabilir. Özellikle icra takibinin kesinleşmiş olup olmadığı ve aciz vesikasının dosyaya sunulup sunulmadığı dava bakımından önem taşır.
Tasarrufun İptali Davası ile Tapu İptal ve Tescil Davası Arasındaki Fark
Tasarrufun iptali davası ile tapu iptal ve tescil davası aynı hukuki sonucu hedeflemez. Tasarrufun iptali davasında borçlunun yaptığı işlem hukuken geçerli kabul edilir; ancak bu işlemin alacaklı bakımından sonuç doğurmaması ve alacaklının mal üzerinde haciz ve satış yapabilmesi amaçlanır.
Tapu iptal ve tescil davalarında ise çoğu kez tapudaki kaydın hukuka aykırı olduğu, gerçek hak durumunu yansıtmadığı veya muvazaalı bir işlem bulunduğu ileri sürülür ve tapu kaydının iptali ile gerçek hak sahibi adına tescil talep edilir.
Bu nedenle tasarrufun iptali davasının kabulü, malın mülkiyetinin mutlaka yeniden borçluya dönmesi anlamına gelmez. Mal üçüncü kişinin mülkiyetinde kalabilir; buna rağmen alacaklı o malın haczini ve satışını isteyebilir.
İptale Tabi Tasarruflar Hangi Gruplara Ayrılır?
İcra ve İflas Kanunu, tasarrufun iptaline konu olabilecek işlemleri temel olarak üç grupta düzenler. Bunlar bağışlama ve ivazsız tasarruflar, aciz halinde yapılan bazı işlemler ve alacaklıya zarar verme amacı taşıyan hileli tasarruflardır.
278. madde Kapsamında Bağışlama ve İvazsız Tasarruflar
278. madde bakımından borçlunun bağışları ve bağışlama niteliğinde kabul edilen işlemleri önem taşır. Burada işlemin görünüşte satış olması, ekonomik niteliğinin bağışa yakın olduğu durumlarda değerlendirmeyi değiştirmeyebilir.
Örneğin borçlunun değerli bir malını gerçek piyasa bedelinin çok altında devretmesi, eşine karşılıksız mal devretmesi veya bir malı herhangi bir bedel almadan üçüncü kişiye bırakması iptal tartışmasına konu olabilir.
Buna karşılık gerçek rayiç bedel üzerinden yapılan olağan satışlar veya hayatın olağan akışına uygun makul hediyeler her durumda 278. madde kapsamında değerlendirilmez. Önemli olan işlemin bağış veya bağışlama benzeri ekonomik sonuç doğurmasıdır.
279. madde Kapsamında Aciz Halinde Yapılan Tasarruflar
279. madde, borçlunun hacizden veya iflasın açılmasından önceki belirli dönemde gerçekleştirdiği ve alacaklıların tahsil imkânını zayıflatabilecek bazı işlemleri düzenler. Bu grupta özellikle borçlunun mali durumu ile yapılan işlemin niteliği birlikte önem taşır.
İptale konu olabilecek işlemlere örnek olarak:
- Vadesi henüz gelmemiş bir borcun ödenmesi,
- Mevcut bir borç için sonradan rehin verilmesi,
- Para veya olağan ödeme araçları dışında farklı yöntemlerle yapılan bazı ödemeler,
- Kişisel hakların güçlendirilmesi amacıyla tapuya şerh verilmesi
gösterilebilir.
Bu düzenlemede bağış niteliği aranmaz. İşlemin borçlunun aciz hali ve alacaklının tahsil imkânı üzerindeki etkisi önemlidir.
280. madde Kapsamında Hileli Tasarruflar
280. madde kapsamında esas değerlendirme, borçlunun alacaklılarına zarar verme kastıyla hareket edip etmediğidir. Borçlu malvarlığının borçlarını karşılamaya yetmediğini bildiği halde, alacaklının tahsil imkânını azaltmak amacıyla bir tasarruf gerçekleştirirse bu işlem iptal davasına konu olabilir.
Örneğin borçlunun ciddi bir icra tehdidi altında olduğu dönemde elindeki tek taşınmazı satması ve satış bedelini alacaklarını ödemek yerine gereksiz ve lüks harcamalarda kullanması, somut olayın şartlarına göre kötü niyetli işlem olarak değerlendirilebilir.
Bu grupta işlemin gerçek bir satış olması tek başına iptal ihtimalini ortadan kaldırmaz. Esas olan borçlunun alacaklıya zarar verme amacı ve karşı tarafın bu amacı bilip bilmediğidir.
Tasarrufun İptali Davasında Aciz Vesikası Neden Gereklidir?
Aciz vesikası, borçlu hakkında yürütülen icra takibine rağmen alacağın tamamen tahsil edilemediğini ve borçlunun mevcut malvarlığının borcu karşılamaya yetmediğini gösteren belgedir. Tasarrufun iptali davasında alacaklının böyle bir belgeye sahip olması temel şartlardan biridir.
Geçici aciz vesikasında, borçlunun mevcut haczedilebilir mallarının alacağı karşılamaya yetmeyeceği yönünde bir durum ortaya çıkar. Kesin aciz vesikası ise takip sonunda alacağın karşılanamadığını daha kesin biçimde gösterir.
Dava bakımından geçici veya kesin aciz vesikası arasında mutlak bir ayrım yapılmamaktadır. Alacaklı elindeki geçici aciz vesikasına dayanarak dava açabilir. Ancak başlangıçta yalnızca geçici aciz vesikası sunulmuşsa, kesin aciz vesikasının da yargılama sürecinde dosyaya ibraz edilmesi önem taşır.
Aciz vesikasının dava açıldığı anda bulunmaması halinde belgenin yargılama aşamasında sunulması mümkün olabilir. Uygulamada bu eksikliğin yargılama sonuna kadar tamamlanabilmesi kabul edilmektedir. Ancak belgenin hiç sunulmaması davanın şartları bakımından sorun yaratır.
Tasarrufun İptali Davasında 5 Yıl Süresi Nasıl Uygulanır?
Tasarrufun iptali davasında düzenlenen süre zamanaşımı değil, hak düşürücü süredir. Bu ayrım önemlidir. Zamanaşımı genellikle tarafça ileri sürülmesi gereken bir savunma iken hak düşürücü süre mahkeme tarafından kendiliğinden dikkate alınır.
İptale konu tasarrufun gerçekleştiği tarihten itibaren 5 yıl geçmesi halinde dava açma hakkı sona erer. Bu 5 yıllık süre hak düşürücü niteliktedir.
Hak düşürücü sürenin zamanaşımından diğer önemli farkı, kesilme veya durma bakımından aynı kurallara tabi olmamasıdır. Bu nedenle alacaklının tasarrufu öğrendikten sonra dava açmayı geciktirmemesi ve işlem tarihini doğru belirlemesi gerekir.
Tasarrufun İptali Davasında İhtiyati Haciz İstenebilir mi?
Tasarrufun iptali davası devam ederken dava konusu malın yeniden devredilmesi veya alacaklının tahsil imkânının daha da zorlaşması ihtimali bulunabilir. Bu nedenle alacaklının dava konusu mallar hakkında ihtiyati haciz talep etmesi mümkündür.
Bu davaya özgü düzenlemede hâkim, alacaklının talebi üzerine dava konusu mal hakkında ihtiyati haciz kararı verebilir. Teminat gerekip gerekmediğini hâkim somut olayın koşullarına göre belirler.
Genel anlamda ihtiyati tedbir 389. madde ve devamında, ihtiyati haciz ise 257. madde ve devamındaki hükümler çerçevesinde değerlendirilir. Tasarrufun iptali davasındaki özel ihtiyati haciz imkânı ise alacaklının dava devam ederken korunmasını amaçlar.
Tasarrufun İptali Davasında Arabuluculuk Zorunlu mu?
Tasarrufun iptali davasının açılmasından önce zorunlu arabuluculuğa başvurulması gerektiğine ilişkin özel bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu nedenle arabuluculuğa gidilmemiş olması tek başına davanın dava şartı yokluğu nedeniyle reddedilmesine sebep olmaz.
Buna karşılık tarafların ihtiyari arabuluculuğa başvurması mümkündür. Özellikle borcun yapılandırılması, belirli bir ödeme planı üzerinde anlaşılması veya borcun kısmen ya da tamamen ödenmesi gibi konularda taraflar uzlaşabilir.
Arabuluculukla anlaşma sağlanması, uyuşmazlığın dava yoluna göre daha hızlı çözülmesine imkân verebilir. Ancak alacaklının tasarrufun iptali davasına başvurabilmesi için arabuluculuk ön koşul değildir.
Tasarrufun İptali Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme
Tasarrufun iptali davası malvarlığına ilişkin bir hukuk davasıdır. Bu dava için özel bir görev düzenlemesi bulunmadığından genel görev kuralları uygulanır. Görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesidir.
Yetki bakımından da özel bir kural bulunmadığında genel yetki esas alınır. Bu çerçevede dava, davalı gerçek veya tüzel kişinin yerleşim yeri mahkemesinde açılır. Borçlu ile üçüncü kişinin birlikte davalı gösterildiği durumlarda tarafların yerleşim yerleri ve genel yetki kuralları somut dosya bakımından değerlendirilir.
Borcun Tasarruftan Önce Doğmuş Olması Neden Önemlidir?
Tasarrufun iptali davasında yalnızca borçlunun malvarlığını azaltan bir işlem yapmış olması yeterli değildir. Dava konusu tasarrufun, alacaklının dayandığı borç doğduktan sonra gerçekleştirilmiş olması gerekir. Çünkü henüz alacak ilişkisi doğmadan önce borçlunun yaptığı işlemlerin, sonradan ortaya çıkan bir alacaklıdan mal kaçırma amacıyla gerçekleştirildiğinin kabul edilmesi kural olarak mümkün değildir.
Bu nedenle mahkeme, alacağın doğum tarihini ve tasarruf işleminin tarihini karşılaştırır. Alacağın daha sonra icra takibine veya mahkeme kararına bağlanmış olması, borcun mutlaka o tarihte doğduğu anlamına gelmez. Önemli olan taraflar arasındaki borç ilişkisinin hangi anda meydana geldiğinin somut belgelerle ortaya konulmasıdır.
Borç doğmadan önce yapılmış bir devir söz konusuysa tasarrufun iptali davasının şartları oluşmayabilir. Bu ayrım, özellikle uzun süreli ticari ilişkilerde, borç senetlerinde veya taraflar arasında birden fazla hukuki işlem bulunduğu durumlarda dava sonucunu doğrudan etkileyebilir.
Davalı Olarak Kimler Gösterilir?
Tasarrufun iptali davasında borçlu, davanın temel taraflarından biridir. Dava konusu mal veya hakkı borçludan devralan üçüncü kişi de tasarrufun tarafı olduğu için davada yer alabilir. Mal daha sonra başka kişilere devredilmişse sonraki devralanların iyi veya kötü niyet durumuna göre taraf sıfatı ve sorumluluk ayrıca değerlendirilir.
Üçüncü kişinin borçlunun alacaklıdan mal kaçırma amacını bildiği ileri sürülüyorsa, bu iddianın somut olgularla desteklenmesi gerekir. Yakın akrabalık, satış bedelinin düşüklüğü, bedelin gerçekten ödenmemesi veya malın devirden sonra da borçlu tarafından kullanılmaya devam edilmesi gibi durumlar değerlendirmede etkili olabilir.
Malın iyi niyetli bir sonraki kişiye devredilmiş olması halinde aynen mal üzerinde cebri icra talep etmek yerine önceki devralanın tazminat sorumluluğu gündeme gelebilir. Bu nedenle dava açılmadan önce tapu, araç veya diğer mülkiyet kayıtlarından malın güncel malikinin belirlenmesi önem taşır.
Tasarrufun İptali Kararı İşlemi Tamamen Geçersiz Hale Getirir mi?
Tasarrufun iptali davasının en önemli özelliklerinden biri, kabul kararının borçlu ile üçüncü kişi arasındaki hukuki işlemi herkes bakımından ortadan kaldırmamasıdır. Satış veya devir hukuken varlığını korur; ancak davacı alacaklı yönünden cebri icra yapılmasına engel oluşturmaz.
Örneğin taşınmaz üçüncü kişi adına tapuda kayıtlı kalmaya devam edebilir. Buna rağmen alacaklı, iptal kararına dayanarak taşınmazın haczini ve satışını isteyebilir. Satış bedelinden alacak karşılandıktan sonra kalan tutar üçüncü kişiye ait olur.
Bu özellik, tasarrufun iptali davasını tapu iptal ve tescil davasından açık biçimde ayırır. Davacının amacı tapudaki mülkiyeti borçlu adına geri çevirmek değil, alacağı oranında cebri icra yetkisi elde etmektir.
Davanın Açılmasından Önce Hangi Belgeler İncelenmelidir?
Tasarrufun iptali davasının sağlıklı biçimde yürütülebilmesi için borç ilişkisi, icra takibi ve tasarruf işlemiyle ilgili belgelerin birlikte değerlendirilmesi gerekir. Alacağın dayanağı olan sözleşme, senet veya mahkeme kararı; icra dosyasındaki kesinleşme kayıtları; haciz tutanakları; geçici veya kesin aciz vesikası ve devir belgeleri bu incelemenin merkezindedir.
Taşınmaz devrinde tapu kayıtları ve resmi senetler, araç devrinde tescil kayıtları, para transferlerinde banka hareketleri, şirket veya işletme devrinde ticari belgeler önem kazanabilir. Ayrıca üçüncü kişinin ödeme yaptığı ileri sürülüyorsa satış bedelinin gerçekten ödenip ödenmediğinin banka ve muhasebe kayıtlarıyla karşılaştırılması gerekebilir.
Davanın 5 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılıp açılmadığı da belge incelemesinin parçasıdır. İşlem tarihinin hatalı belirlenmesi veya borcun tasarruftan önce doğduğunun ortaya konulamaması, davanın esasına geçilmeden ciddi sorun yaratabilir.
Tasarrufun İptali Davasında İspat Yükü Kime Aittir?
Tasarrufun iptali davasında temel ispat yükü davacı alacaklı üzerindedir. Davacı, iptalini istediği işlemin kanunda belirtilen koşulları taşıdığını ve alacaklıyı zarara uğratan bir tasarruf olduğunu somut delillerle göstermelidir.
İşlemin türüne göre ispat edilmesi gereken hususlar değişebilir. 278. madde kapsamındaki bir uyuşmazlıkta işlemin bağış veya bağışlama niteliğinde olduğu; 279. madde bakımından işlem zamanı ve borçlunun mali durumu; 280. madde yönünden ise zarar verme kastı ve üçüncü kişinin bu durumu bilip bilmediği önem kazanır.
İspatta kullanılabilecek delillere örnek olarak şunlar gösterilebilir:
- Banka hesap hareketleri,
- Tapu kayıtları,
- Noter belgeleri ve satış sözleşmeleri,
- Tanık beyanları,
- Elektrik, su ve diğer abonelik kayıtları,
- Malın fiilen kim tarafından kullanıldığını gösteren belgeler,
- Taraflar arasındaki akrabalık veya ticari ilişkiyi gösteren kayıtlar.
İşlemin görünürdeki yapısının gerçek ekonomik ilişkiyi yansıtıp yansıtmadığı, bedelin ödenip ödenmediği ve tasarrufun alacaklıdan mal kaçırma amacı taşıyıp taşımadığı da somut delillerle ortaya konulabilir. Her olayda aynı delillerin yeterli olacağı düşünülmemelidir.
Yakın Akrabalara Yapılan Devirlerde İyi Niyet Nasıl Değerlendirilir?
Borçlunun bazı yakınlarıyla yaptığı işlemlerde üçüncü kişinin borçlunun mali durumunu ve alacaklıya zarar verme amacını bilip bilmediği özel önem taşır.
280. madde kapsamında borçlunun eşi, altsoyu, üstsoyu ile belirli derecedeki kan ve kayın hısımları bakımından borçlunun mali durumunun ve zarar verme kastının bilindiğine ilişkin karine uygulanabilir. Bu kişiler aksini ispatlayarak iyi niyetli olduklarını ortaya koyabilir.
Dolayısıyla yakın akrabaya yapılan her devir otomatik olarak iptal edilmez; ancak taraflar arasındaki yakınlık işlemin değerlendirilmesinde ve iyi niyet incelemesinde önemli bir olgudur.
Tacirin Malvarlığı Devirlerinde Hileli Tasarruf Nasıl Değerlendirilir?
Tacir borçlular bakımından ticari işletmenin tamamının veya önemli bir bölümünün, işyerindeki ticari malların tamamının ya da önemli kısmının devredilmesi alacaklılar açısından özel önem taşır.
Borçlu tacirin işletmesinin önemli bölümünü elden çıkarması halinde alacaklılara zarar verme kastıyla hareket ettiği yönünde bir karine gündeme gelebilir. Ancak bu kesin ve değiştirilemez bir kabul değildir. Karinenin aksi delillerle ispatlanabilir.
Mahkeme, işletmenin devrinin ekonomik nedenlerini, devir bedelini, taraflar arasındaki ilişkiyi ve borçlunun işlemden sonraki mali durumunu birlikte değerlendirebilir.
Tasarrufun İptali Davası Kabul Edilirse Ne Olur?
Davanın kabul edilmesi halinde borçlunun üçüncü kişiyle yaptığı tasarruf herkes bakımından yok sayılmaz. Karar, davayı açan alacaklıya cebri icra yetkisi sağlar.
Kabul kararının başlıca sonuçları şunlardır:
- Mal yeniden borçluya devredilmeden haciz ve satış yapılabilir. Alacaklı, üçüncü kişinin mülkiyetindeki dava konusu mal üzerinde haciz ve satış isteyebilir ve karar doğrultusunda ilamlı icra yoluna başvurabilir.
- Dava sırasında konulan ihtiyati haciz kesin hacze dönüşebilir. Kabul kararıyla birlikte ihtiyati haciz cebri icra sürecinde kesin haciz sonucunu doğurabilir; bunun için kararın kesinleşmesinin beklenmesi gerekmeksizin satış talebinin gündeme gelmesi mümkündür.
- Mülkiyet üçüncü kişide kalabilir. İptal kararı tapu kaydının mutlaka borçlu adına dönmesini gerektirmez.
- Satış bedelinden alacak tahsil edilir. Mal satılırsa alacaklı alacağını satış bedelinden alır; kalan miktar üçüncü kişiye bırakılır.
- Karar yalnızca davacı alacaklı bakımından sonuç doğurur. Borçlunun diğer alacaklıları, ayrı bir hukuki dayanak olmaksızın bu karardan doğrudan yararlanamaz.
Davanın reddedilmesi halinde ise iptali istenen işlem bakımından alacaklı talep ettiği sonucu elde edemez. Yargılama giderleri ve vekâlet ücreti davanın sonucuna göre taraflara yükletilir.
İyi Niyetli Üçüncü Kişinin Hakları Nelerdir?
Tasarrufun iptali davasında üçüncü kişinin iyi veya kötü niyetli olması önemli sonuçlar doğurur. Üçüncü kişinin borçlunun mal kaçırma amacını bildiği veya bilmesi gereken durumda kötü niyet tartışması ortaya çıkar. Buna karşılık borçlunun bu amacından haberdar olmayan ve bilmesi de gerekmeyen kişinin iyi niyeti korunabilir.
Davanın kabulü sonucunda üçüncü kişinin elindeki mal haczedilip satılırsa, üçüncü kişi borçluya ödediği bedelin iadesini borçludan talep edebilir. Böylece üçüncü kişinin borçluya karşı rücu hakkı gündeme gelir.
İyi niyetli üçüncü kişi bakımından kazanımların korunması esastır. Böyle bir kişinin sorumluluğu değerlendirilirken dava zamanında elinde bulunan mal veya değer de önem taşıyabilir.
Mal Dördüncü Kişiye Devredilmişse Ne Olur?
İptale tabi tasarrufla malı edinen üçüncü kişinin daha sonra bu malı başka bir kişiye devretmesi mümkündür. Bu durumda dördüncü kişinin iyi niyeti ayrıca incelenir.
Dördüncü kişi borçlunun alacaklıdan mal kaçırma amacını bilmiyor ve bilmesi de gerekmiyorsa kazanımı korunabilir. İyi niyetli dördüncü kişiye karşı doğrudan tasarrufun iptali talebinin yöneltilememesi gündeme gelir.
Böyle bir durumda üçüncü kişinin alacaklıya karşı tazminat sorumluluğu doğabilir. Tazminat değerlendirilirken dava konusu malın işlem tarihindeki rayiç değeri önem taşıyabilir. Üçüncü kişi ödediği veya tazmin ettiği tutar bakımından borçluya rücu edebilir.
Tasarrufun İptali Davasında İyi Niyet ve Kötü Niyet Nasıl Belirlenir?
İyi niyet veya kötü niyet bakımından her dava için geçerli tek bir ölçüt bulunmaz. Mahkeme somut olayın tamamını değerlendirir.
Tarafların yakın akraba olması, satış bedelinin piyasa değerinden çok düşük olması, bedelin gerçekten ödenip ödenmemesi, borçlunun işlemden sonra malı kullanmaya devam etmesi, borçlunun mali durumunun üçüncü kişi tarafından bilinmesi ve devir zamanının icra tehdidiyle yakınlığı gibi olgular değerlendirmede önem taşıyabilir.
Üçüncü kişinin borçlunun amacını bildiği sonucuna varılırsa kötü niyet kabul edilebilir. Buna karşılık olağan koşullarda yapılan gerçek bir satışta alıcının borçlunun borç ilişkilerinden haberdar olmadığı ispatlanabiliyorsa iyi niyet savunması önem kazanır.
Tasarrufun İptali Davasında Alacaklı Hangi Hakları Elde Eder?
Tasarrufun iptali davasının temel amacı borçlunun malvarlığını hukuken yeniden eski haline getirmek değil, alacaklının tahsil kabiliyetini yeniden sağlamaktır. Bu nedenle dava kabul edildiğinde alacaklı, iptale tabi mal üzerinde borçlunun malıymış gibi cebri icra işlemlerini yürütebilir.
Alacaklı malı haczettirip satışını isteyebilir ve elde edilen bedelden alacağını tahsil edebilir. Böylece borçlunun mal kaçırma amacıyla yaptığı işlem, davayı açan alacaklı bakımından etkisiz hale gelir.
Bu hak yalnızca davayı açan alacaklıya tanınır. Başka alacaklıların aynı işlemden yararlanmak istemesi halinde kendi hukuki durumlarına göre ayrıca hareket etmeleri gerekir.
Dava Şartları Eksikse Ne Olur?
Tasarrufun iptali davasında yalnızca borçlunun mal devretmiş olması yeterli değildir. Kesinleşmiş takip, borcun tasarruftan önce doğmuş olması, aciz vesikası ve iptale tabi işlem şartlarının birlikte değerlendirilmesi gerekir. Şartların tamamlanamadığı veya davacı iddialarını ispatlayamadığı durumda dava reddedilebilir.
Davanın reddi halinde dava konusu tasarruf alacaklı bakımından iptal edilmiş sayılmaz. Yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin kime yükletileceği de davanın sonucuna göre belirlenir. Bu nedenle dava açılmadan önce yalnızca mal devrinin varlığına değil, takip dosyasının ve delillerin davayı destekleyip desteklemediğine de bakılmalıdır.
Tasarrufun İptali Davasında Sık Sorulan Sorular
Tasarrufun iptali davasını kim açabilir?
Bu dava, borçludan olan alacağını cebri icra yoluyla tahsil edemeyen ve gerekli dava şartlarını taşıyan alacaklı tarafından açılır.
Her mal devri tasarrufun iptali davasına konu olabilir mi?
Hayır. Devrin kanunda belirtilen iptale tabi tasarruflardan biri olması gerekir. Gerçek rayiç bedelle, olağan koşullarda ve alacaklıya zarar verme amacı olmaksızın yapılan her işlem iptal edilmez.
İcra takibi kesinleşmeden dava açılabilir mi?
Tasarrufun iptali davası bakımından icra takibinin kesinleşmiş olması temel şartlardan biridir. Takip henüz kesinleşmemişse bu durum yargılamada bekletici meseleye dönüşebilir.
Aciz vesikası olmadan tasarrufun iptali davası açılır mı?
Aciz vesikası dava bakımından önemli bir şarttır. Belgenin dava açıldığı anda bulunmaması halinde yargılama sırasında sunulması mümkün olabilir; ancak yargılama sonunda gerekli belgenin dosyada bulunması gerekir.
Tasarrufun iptali davasında süre kaç yıldır?
İptale konu tasarrufun gerçekleştiği tarihten itibaren 5 yıl içinde dava açılmalıdır. Bu süre zamanaşımı değil hak düşürücü süredir.
Üçüncü kişinin iyi niyetli olması ne sonuç doğurur?
Üçüncü kişinin borçlunun mal kaçırma amacını bilmemesi veya bilmesinin beklenememesi halinde iyi niyetinin korunması gündeme gelir. Özellikle mal daha sonra iyi niyetli dördüncü kişiye devredilmişse, davanın yöneltileceği kişi ve tazminat sorumluluğu farklılaşabilir.
Dava kabul edilince tapu yeniden borçluya mı döner?
Hayır. Tasarrufun iptali davasının kabulü, mülkiyetin mutlaka borçluya geri dönmesini gerektirmez. Alacaklı, üçüncü kişinin mülkiyetindeki mal üzerinde haciz ve satış talep edebilir.
Tasarrufun iptali davasında ihtiyati haciz istenebilir mi?
Evet. Alacaklı dava konusu mallar üzerinde ihtiyati haciz talep edebilir. Teminatın gerekip gerekmediği somut olayda hâkim tarafından değerlendirilir.
Tasarrufun iptali davasında arabuluculuk zorunlu mu?
Hayır. Bu dava için zorunlu arabuluculuk şartı bulunmamaktadır. Taraflar isterlerse ihtiyari arabuluculuğa başvurabilir.
Tasarrufun iptali davasına hangi mahkeme bakar?
Görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesidir. Yetki bakımından genel kurallar uygulanır ve davalının yerleşim yeri mahkemesi önem taşır.
Kaynaklar ve İlgili Mevzuat
- 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu — T.C. Mevzuat Bilgi Sistemi